21 Eylül 2009 Pazartesi

Modernleşmenin iki yüzü

İki Yüzü: Amsterdam-Berlin' sergisi iri devlet binalarından oluşan Berlin'le, tüccarların kenti Amsterdam'ı karşılaştırıp 'sivil toplum-devlet' ayrımını mimari bağlamda okuyor.

Toplumsal bilimlerde sivil toplum-devlet ayrımını şehir ve mimarî bağlamında okumak istiyorsanız Garanti Galeri'de (GG) açılan ve 16 Ocak'a kadar sürecek Modernliğin İki Yüzü: Amsterdam-Berlin sergisini kaçırmayın.
Cemal Emden'in görüntüleri, İhsan Bilgin'in anlatısıyla sunulan sergi Avrupa'nın en ilginç kentlerinden ikisini gizil bir tarihsel perspektifle sunuyor izleyicilere. Zamana yayılmış bir tüccar kenti Amsterdam'la, bir ulus-devlet inşa sürecinin ürünü Berlin, kent oluşumlarının iki uç noktası. Erken tüccar kapitalizmi ile gecikmiş, tepeden inmeci ve beraberinde moderniteyi, avangart anlayışını getiren bir devlet kapitalizmi sanki görselleri derinden belirlemiş.

Garnizon kent Berlin

Amsterdam bize kent devletçiklerinin uzantısı olarak yansıyor. Tüccarların, bankerlerin kurdukları kent devletçikleri... Cenova bunlardan bir diğeri. Almanya'da Amsterdam'a benzer bir tarihsel geçmişi olan kent Frankfurt...
Berlin ise bir garnizon kenti. Prusya'nın başkenti... İri devlet binaları, bulvarları, parkları ile 19. yüzyılda sekiz kat büyüyen bir başkent. Amsterdam'ın tevazuuna karşı Berlin'in modernist haşmeti gözlemleniyor sergide.
Amsterdam hiçbir zaman Berlin gibi iddialı bir kent olmamış. Hollanda bir tüccar ülkesi olarak yüzyıllarca varlığını sürdürmüş; sanayi geç gündeme gelmiş. Bu nedenle merkezcilikten,kentbilim diliyle sentralizmden uzak durabilmiş. Hollanda tek bir kentte odaklanmamış. Bir taç şeklinde Randstad diye nitelenen iç içe geçişmiş kentler zinciri oluşturmuş Amsterdam, Haarlem, Leden, La Haye, Delft, Rotterdam, Dordrecht, Utrecht, Hilversum ve Bussum. Bunlardan bir tek Amsterdam bir milyon nüfusu geçmiş. Kentlerin tıkışmasını önlemek için sürekli yeni kutuplar oluşturulmuş; nüfus yayılmış.
Almanya hızla sanayileşirken, Berlin ise gösterişi sevmiş. Moderniteyi, avangardı sırtlamış. 30'lu yıllarda III. Reich'ın karanlığını yaşamış. Ardından yıkımı... Prusya'dan günümüz Birleşik Almanya'nın başkenti Berlin devleti, devletin gücünü simgelemiş. Berlin'in II. Dünya Savaşı ertesi bölünmüşlüğü kuşkusuz bu 'devlet kenti'ni olumsuz etkilemiş. İki Almanya birleşene kadar Berlin'in yeniden yapılanmasıyla ilgili projeler başarısızlıkla sonuçlanmış. 1958'de 'Başkent Berlin' projesi, yeni fikirlere ortam hazırlamışsa da Hans Scharoun'un devrimci planları sonuç vermemiş. Keza 1957 Interbau Sergisi kapsamında düşünülen Hansa mahallesinin yenilenmesi de sonuçsuz kalmış. Soğuk Savaş Berlin'in kaderini çizmiş.
Berlin'de İkinci Dünya Savaşı'nda taş taş üstünde kalmazken Amsterdam bu tür bir yıkımdan kendini kurtarmış. Hollanda, yeni kentlerden çok yeni mahallerle mekân sorununa çözüm aramış.
Savaş sonrası radikal dönüşümler Rotterdam'da yaşanmış. Ulaşıma öncelik veren, mahalleleri uzmanlaştıran, merkezi ticari uğraşlara yönlendiren Atina Şartı'nın önerileri uygulamaya sokulmuş bu kentte. Amsterdam'ın yapılanmasında Cor van Eesteren ve Scheffer'in önerileri Atina Şartı'na yeni boyutlar katmış. Bijlmermeer'in kentleşme planı yayalara ve bisikletlere öncelik tanımış. Kamu taşımacılığına öncelik verilmiş. Fonksiyonellik ağır basmış. Amsterdam'da bugün metroya 200 metreden uzak herhangi bir konut yok.
Sergiyi gezmek için mimar ya da şehirci olmak gerekmiyor. Fotoğraf okumak için; Cemal Emden'in objektifi, İhsan Bilgin'in yorumları için İstiklal Caddesi'nde Garanti Galeri'ye bir göz atmalı...
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Başkanı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

kültür üniversitesi