İstanbul Üniversitesi'nde haklarında disiplin soruşturması açılan öğrenci sayısı giderek artıyor. Daha önce haklarında 'afiş asmak', 'basın açıklaması yapmak' gibi gerekçelerle disiplin soruşturması açılan ve henüz ifadeleri alınmadan okula sokulmamaya başlanan 44 öğrenciye, 35 öğrenci daha eklendi.
İstanbul Üniversitesi ekim ayında eğitime başladığı halde, sadece üç ay içinde 99 öğrenciye yaklaşık 500 disiplin soruşturması açtı. İÜ'nün öğrencilere disiplin soruşturması açmasının nedenleri ise 'afiş asmak', 'bildiri dağıtmak' ve 'basın açıklaması yapmak'.
İki haftadır Kemal Alemdaroğlu'nun intihal yaptığı için meslekten men cezası almasıyla ilgi basın açıklaması yaptığı ve 19 Aralık'ta cezaevlerine
düzenlenen 'Hayata Dönüş Operasyonu' ile ilgili olarak etkinlik yapmak istemesi gibi gerekçelerle okula alınmayan 44 öğrencinin hukuksal mücadelesi devam ediyor. Okula alınmayan öğrenciler, savcılığa üniversite yönetimi hakkında suç duyurunda bulundu ve 'ihtiyati tedbir' kararını durdurmak için mahkemeye başvurdu.
18 Eylül 2009 Cuma
Ardahan'da susuz kış
Tüm uyarılara rağmen halk gece-gündüz muslukları açık bırakınca, Ardahanlılar susuz kaldı. Belediye Başkanı Teoman Güngör, 50 bin aboneden üçte ikisine içme suyu verilemediğini, bu abonelere itfaiye araçlarıyla su taşıdıklarını söyledi. Güngör, "Şebekenin donmaması için vatandaşlar musluklarını 24 saat açık bıraktı. Ancak eksi 30 dereceye varan soğuklara şebeke dayanmadı. Sık sık anons yaparak, vatandaşları uyarıyor, musluklarını çok fazla açmamalarını istiyoruz. Ardahanlı kış günü perişan. Ankara, sesimizi duysun. İller Bankası, Çataldere'den kente içme suyu getirecek projeyi ihaleye çıkarsın" dedi.
'Bulanık hava estirilmesin'
Kıbrıs'ta çözüm, AB'de sonuç' diye sıralayan Erdoğan 'Kimse orduyla aramızda bulanık hava estirmesin' dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin 2004 hedeflerini
'Kıbrıs'ta çözüm, Avrupa Birliği'nde sonuç ve işsizlikle mücadele' olarak açıkladı. Hükümet ile ordu arasında sorun olmadığını söyleyen Başbakan Erdoğan, "Kimse, hükümet ile ordu arasında bulanık havalar estirmesin" dedi. Kıbrıs konusunda görüş ayrılığı bulunmadığını yineleyen Başbakan Erdoğan, 'esasta sıkıntı olmadığı gibi usulde de belli bir noktaya gelindiğini' söyledi.
Erdoğan, önceki gece Safranbolu'da eşi Emine, kızları Esra ve Sümeyye ile kendilerine eğitim bursu veren Ramsey'in sahibi Remzi Gür'ün konağına misafir oldu.
Başbakan Erdoğan gece Remzi Gür ve ailesi ile yaşlılar yurdunu ve çocuk yuvasını ziyaret etti. Erdoğan ve ailesi yaşlılara ve çocuklara armağanlar dağıttı. Erdoğan, Bulak Çocuk Yuvası'nda yeni yılı karşılarken şu mesajları verdi:
Kıbrıs'ta çözüm: İlk etap CTP lideri Talat'ın hükümeti kurabilmesi. Umut ediyoruz ki bir an önce kursun. Bundan sonraki süreç, 1 Mayıs sürecidir. Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalar, umuyorum ki 1 Mayıs'a kadar adil ve kalıcı bir çözüme kavuşsun.
Uygulamada eksiklikleri gidereceğiz: Aralıkta tarih alacağımıza inandığımız için reformları yaptık. Uygulamada da eksiklerimizi gidereceğiz. Sonrası AB'nin kararına bağlı. Olmazsa dünyanın sonu değil. Bunlar zaten atılması gereken adımlar. Türkiye'nin üyeliğinde sadece Türkiye'nin değil, AB'nin de çıkarı var.
Ordu ile hükümet: Birkaç gazetede okudum, üzüldüm. Genelkurmay Başkanım ile defalarca görüştüm. Dışişlerimiz, Genelkurmayımızla bir mutabakat içinde bu çalışmaları sonuna kadar yürütmüştür. Herhangi bir esasta sıkıntı olmadığı gibi, usul itibarıyla da her şeyi belli bir noktaya getirmişlerdir. Ondan sonra biz brife edildik. Şu ana kadar hep bu mutabakatı arayarak çalışmalarımızı yürüttük. Kimse hükümetiyle ordusu arasında böyle bulanık havalar estirme gayretine girmesin. Hele hele 2004 yılına girerken çok ayıptır. Esasta sıkıntı olmadığı gibi usulde de belli noktaya gelindi.
Basını suçladı: Genelkurmay Başkanı ile baş başa yaptığım görüşmeye ilişkin yazılanlar çok çirkin, çok ayıp. Genelkurmay Başkanım ile baş başa görüştüm. Böyle 'miş'li, muş'lu' köşe yazmak çok ayıptır. Yalandır, çirkindir. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir gazeteci, duymadan, bilmeden bir Genelkurmay Başkanı ile bir Başbakan hakkında böyle yazılar yazamaz.
Asgari ücrette gönlüm rahat: Bazı gazetelerin kuru sıkı atmasına bakmayın. Hayatta kendi imkânlarıyla kaç kişi çalıştırdılar. Kendileri çalıştırsa o parayı vermezler. Gönül huzuru içindeyim. İşçi mağduriyetini çok iyi bilirim. İşçiliği yaşamayanlar bilemez.
2003 tohumlama yılıydı: 2004 yılında ekonomimizin daha da iyiye gideceğini umut ediyorum. Yeni olumlu adımlar atacağız. 2004 yılı yatırım ve işsizliğe karşı mücadele yılı olacak. 2003 yılı içerisinde işsizliği azaltma konusunda istediğimizi yakalayamadık. 2004 yılının ayrıca, yabancı sermayenin Türkiye'ye girdiği yıl olmasını temenni ediyoruz.
Yerel seçimlerde beklenti: Hedefimiz, 3 Kasım seçimlerinin üstünde bir netice almaktır. Büyük bir azimle çalışıyoruz. Teşkilatlarımız hazır ve halkla iç içedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hükümetin 2004 hedeflerini
'Kıbrıs'ta çözüm, Avrupa Birliği'nde sonuç ve işsizlikle mücadele' olarak açıkladı. Hükümet ile ordu arasında sorun olmadığını söyleyen Başbakan Erdoğan, "Kimse, hükümet ile ordu arasında bulanık havalar estirmesin" dedi. Kıbrıs konusunda görüş ayrılığı bulunmadığını yineleyen Başbakan Erdoğan, 'esasta sıkıntı olmadığı gibi usulde de belli bir noktaya gelindiğini' söyledi.
Erdoğan, önceki gece Safranbolu'da eşi Emine, kızları Esra ve Sümeyye ile kendilerine eğitim bursu veren Ramsey'in sahibi Remzi Gür'ün konağına misafir oldu.
Başbakan Erdoğan gece Remzi Gür ve ailesi ile yaşlılar yurdunu ve çocuk yuvasını ziyaret etti. Erdoğan ve ailesi yaşlılara ve çocuklara armağanlar dağıttı. Erdoğan, Bulak Çocuk Yuvası'nda yeni yılı karşılarken şu mesajları verdi:
Kıbrıs'ta çözüm: İlk etap CTP lideri Talat'ın hükümeti kurabilmesi. Umut ediyoruz ki bir an önce kursun. Bundan sonraki süreç, 1 Mayıs sürecidir. Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalar, umuyorum ki 1 Mayıs'a kadar adil ve kalıcı bir çözüme kavuşsun.
Uygulamada eksiklikleri gidereceğiz: Aralıkta tarih alacağımıza inandığımız için reformları yaptık. Uygulamada da eksiklerimizi gidereceğiz. Sonrası AB'nin kararına bağlı. Olmazsa dünyanın sonu değil. Bunlar zaten atılması gereken adımlar. Türkiye'nin üyeliğinde sadece Türkiye'nin değil, AB'nin de çıkarı var.
Ordu ile hükümet: Birkaç gazetede okudum, üzüldüm. Genelkurmay Başkanım ile defalarca görüştüm. Dışişlerimiz, Genelkurmayımızla bir mutabakat içinde bu çalışmaları sonuna kadar yürütmüştür. Herhangi bir esasta sıkıntı olmadığı gibi, usul itibarıyla da her şeyi belli bir noktaya getirmişlerdir. Ondan sonra biz brife edildik. Şu ana kadar hep bu mutabakatı arayarak çalışmalarımızı yürüttük. Kimse hükümetiyle ordusu arasında böyle bulanık havalar estirme gayretine girmesin. Hele hele 2004 yılına girerken çok ayıptır. Esasta sıkıntı olmadığı gibi usulde de belli noktaya gelindi.
Basını suçladı: Genelkurmay Başkanı ile baş başa yaptığım görüşmeye ilişkin yazılanlar çok çirkin, çok ayıp. Genelkurmay Başkanım ile baş başa görüştüm. Böyle 'miş'li, muş'lu' köşe yazmak çok ayıptır. Yalandır, çirkindir. Dünyanın hiçbir ülkesinde bir gazeteci, duymadan, bilmeden bir Genelkurmay Başkanı ile bir Başbakan hakkında böyle yazılar yazamaz.
Asgari ücrette gönlüm rahat: Bazı gazetelerin kuru sıkı atmasına bakmayın. Hayatta kendi imkânlarıyla kaç kişi çalıştırdılar. Kendileri çalıştırsa o parayı vermezler. Gönül huzuru içindeyim. İşçi mağduriyetini çok iyi bilirim. İşçiliği yaşamayanlar bilemez.
2003 tohumlama yılıydı: 2004 yılında ekonomimizin daha da iyiye gideceğini umut ediyorum. Yeni olumlu adımlar atacağız. 2004 yılı yatırım ve işsizliğe karşı mücadele yılı olacak. 2003 yılı içerisinde işsizliği azaltma konusunda istediğimizi yakalayamadık. 2004 yılının ayrıca, yabancı sermayenin Türkiye'ye girdiği yıl olmasını temenni ediyoruz.
Yerel seçimlerde beklenti: Hedefimiz, 3 Kasım seçimlerinin üstünde bir netice almaktır. Büyük bir azimle çalışıyoruz. Teşkilatlarımız hazır ve halkla iç içedir.
Yargıtay'dan SHP'ye vize
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, SHP'nin 44 ilde örgütlendiğine dair belgeleri onaylayarak, sicile işledi. Başsavcılık, Yüksek Seçim Kurulu'nun seçimlere giremeyeceğini ilan ettiği SHP ve DTP'nin teşkilatlanma bilgilerini, itirazlar üzerine yeniden gözden geçirdi. Başsavcılık, SHP yöneticilerinin evraklarını bildirmesi üzerine, SHP'nin 44 ilde örgütlü olduğuna yönelik bilgilerini onaylayarak, sicile
işledi ve SHP'nin seçimlere girmesine ilişkin örgütlülüğünün yeterli olduğuna yönelik bilgileri YSK'ya gönderdi. Başsavcılığın kararı üzerine SHP de YSK'ya kararın düzeltilmesi için resmen başvuruda bulundu.
işledi ve SHP'nin seçimlere girmesine ilişkin örgütlülüğünün yeterli olduğuna yönelik bilgileri YSK'ya gönderdi. Başsavcılığın kararı üzerine SHP de YSK'ya kararın düzeltilmesi için resmen başvuruda bulundu.
İnönü'nün gelini öldü
Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün oğlu Ömer
İnönü'nün eşi Engin İnönü, dün yaşamını yitirdi. Engin İnönü'nün bir süredir tedavi gördüğü ve dün sabah saatlerinde vefat ettiği öğrenildi.
İstanbul Maçka'daki evinde yaşamını yitiren 73 yaşındaki Engin İnönü,
İnönü ailesinin ilk geliniydi. Engin İnönü'nün cenazesi, bugün Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. 1952 yılında evlenen Engin-Ömer İnönü çiftinin, Hayri ve Eren adlı iki çocukları, beş de torunları bulunuyor.
İnönü'nün eşi Engin İnönü, dün yaşamını yitirdi. Engin İnönü'nün bir süredir tedavi gördüğü ve dün sabah saatlerinde vefat ettiği öğrenildi.
İstanbul Maçka'daki evinde yaşamını yitiren 73 yaşındaki Engin İnönü,
İnönü ailesinin ilk geliniydi. Engin İnönü'nün cenazesi, bugün Teşvikiye Camii'nde kılınacak öğle namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. 1952 yılında evlenen Engin-Ömer İnönü çiftinin, Hayri ve Eren adlı iki çocukları, beş de torunları bulunuyor.
'Dokunma' için hazırlık başlıyor
TBMM Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Yasama Dokunulmazlığını Araştırma Komisyonu'nun raporunu TBMM Başkanlığı'na sunması durumunda, 8 Ocak Perşembe günü karma komisyonu toplayacağını açıkladı.
Araştırma Komisyonu'nun raporunun CHP'nin muhalefet şerhi ile ilgili bölümünün eksik olduğunu ifade eden Kuzu, "CHP, şerhi 6 Ocak'a kadar verirse komisyonu 8 Ocak'ta toplantıya çağıracağım. Toplantıda hazırlık komisyonları oluşturacağız. Bu işi bir an önce sonuca erdireceğiz. Bu yönde yasal bir düzenleme olmamasına karşın, dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyen milletvekillerinin bu talebini yerine getirebileceğiz" dedi.
Kuzu: Dokunulmazlık kalmalı
Kuzu, isteyen milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasını sağlayacak Anayasa değişikliği hazırlıkları konusundaki görüşlerini açıklarken de, bunu yanlış bulduğunu söyledi. Bu tür önerilerin ilk dile getirildiğinde cazip bulunduğunu kaydeden Burhan Kuzu, ancak bunun dokunulmazlık kurumunun tarihi sürecine ve özüne aykırı olduğunu ifade etti. İsteyen milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına olanak sağlayacak bir düzenleme durumunda bütün milletvekillerinin baskı altında kalacağını söyleyen Kuzu, "Vatandaş, sürekli milletvekillerine 'Dokunulmazlığının kaldırılmasını iste' diyecek. O zaman bu dokunulmazlık hakkı kullanılamaz olur. Bunun yapılması dokunulmazlığın tümden kaldırılması anlamına gelir" dedi.
Araştırma Komisyonu'nun raporunun CHP'nin muhalefet şerhi ile ilgili bölümünün eksik olduğunu ifade eden Kuzu, "CHP, şerhi 6 Ocak'a kadar verirse komisyonu 8 Ocak'ta toplantıya çağıracağım. Toplantıda hazırlık komisyonları oluşturacağız. Bu işi bir an önce sonuca erdireceğiz. Bu yönde yasal bir düzenleme olmamasına karşın, dokunulmazlığının kaldırılmasını isteyen milletvekillerinin bu talebini yerine getirebileceğiz" dedi.
Kuzu: Dokunulmazlık kalmalı
Kuzu, isteyen milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasını sağlayacak Anayasa değişikliği hazırlıkları konusundaki görüşlerini açıklarken de, bunu yanlış bulduğunu söyledi. Bu tür önerilerin ilk dile getirildiğinde cazip bulunduğunu kaydeden Burhan Kuzu, ancak bunun dokunulmazlık kurumunun tarihi sürecine ve özüne aykırı olduğunu ifade etti. İsteyen milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılmasına olanak sağlayacak bir düzenleme durumunda bütün milletvekillerinin baskı altında kalacağını söyleyen Kuzu, "Vatandaş, sürekli milletvekillerine 'Dokunulmazlığının kaldırılmasını iste' diyecek. O zaman bu dokunulmazlık hakkı kullanılamaz olur. Bunun yapılması dokunulmazlığın tümden kaldırılması anlamına gelir" dedi.
Obezitenin temeli çocuklukta atılıyor
Obezite çocukluk çağında başlıyor. SSK Kayseri Bölge Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esef Karakuş, "Şişmanlık yağ dokusunun vücut ağırlığı içindeki orantısız artışıdır. Bu artış süt çocukluğu ve ergenlik döneminde en yüksek seviyeye ulaşır" dedi. Erişkinlerde obezitenin büyük oranda çocuk yaşta başladığını ifade eden Karakuş, ilkokulda şişman olan çocukların yüzde 25'inin, ergenlikte şişman olanlarınsa yüzde 70'inin yetişkinlikte de obez olduğunu belirtti.
Süt çocuğunda aşırı kilo
Dr. Karakuş'un verdiği bilgiye göre çocukluk çağındaki şişmanlığın yüzde 95'ini alınan enerji ile tüketilen enerji arasındaki dengesizlik oluşturuyor. Şişmanlığın oluşumunda kalıtım da önemli. Anne ve babası şişman olan çocukların yüzde 80'i, yalnız biri şişman olanlarınsa yüzde 40'ı şişman yaşıyor. Obez süt çocuklarına diyet verilmeyeceğini belirten Karakuş, "Çocuğa yağı azaltılmış süt verilmesi ve muhallebi gibi unlu gıdalardan kaçınılması doğru olur. Ayrıca, diyetin tüm aile fertlerince benimsenmesi ölçüsünde tedavide başarılı olunabilir. İlaç tedavisine çocuk obezitesinde özel bir durum yoksa başvurulmamalıdır" dedi.
Süt çocuğunda aşırı kilo
Dr. Karakuş'un verdiği bilgiye göre çocukluk çağındaki şişmanlığın yüzde 95'ini alınan enerji ile tüketilen enerji arasındaki dengesizlik oluşturuyor. Şişmanlığın oluşumunda kalıtım da önemli. Anne ve babası şişman olan çocukların yüzde 80'i, yalnız biri şişman olanlarınsa yüzde 40'ı şişman yaşıyor. Obez süt çocuklarına diyet verilmeyeceğini belirten Karakuş, "Çocuğa yağı azaltılmış süt verilmesi ve muhallebi gibi unlu gıdalardan kaçınılması doğru olur. Ayrıca, diyetin tüm aile fertlerince benimsenmesi ölçüsünde tedavide başarılı olunabilir. İlaç tedavisine çocuk obezitesinde özel bir durum yoksa başvurulmamalıdır" dedi.
Sadık öğretmen işbaşında
Diyarbakır'da Yiğityolu Köyü Mehmetçik İlköğretim Okulu'nda görev yapan öğretmen Rıdvan Sadık, başlattığı kampanya ile 3 bin öğrenciye yardım ulaştırdı. Rıdvan öğretmenin yeni hedefi 10 bin öğrenciye yardım toplamak.
İlk görev yeri olan Adıyaman'ın Kâhta ilçesine bağlı Göçeri Köyü'nde yüzlerce öğrenciyi okula kazandıran, okur yazarlık oranını da yüzde 9'dan 64'e çıkaran öğretmen Sadık, şimdi Diyarbakır'da mucize yaratıyor. Yaptıkları daha önce Radikal'de yer alan ve şimdi Yiğityolu Köyü Mehmetçik
İlköğretim Okulu'nda görev yapan Sadık, 3 bin öğrenci için yardım topladı.
Hedefinin 10 bin çocuğa yardım toplamak olduğunu belirten Sadık, "Okul ve köyde su yok. Okula acil su getirilmeli ve kalorifer sistemi kurulmalı. Okulun bilgisayara, telefon santralına, fotokopi makinesine, tepegöze, kitaba ve kütüphane raflarına, öğrencilerin de giyim, kırtasiye ve ayakkabıya ihtiyacı var" dedi. Yardım ve irtibat için: 0412 237 18 34.
İlk görev yeri olan Adıyaman'ın Kâhta ilçesine bağlı Göçeri Köyü'nde yüzlerce öğrenciyi okula kazandıran, okur yazarlık oranını da yüzde 9'dan 64'e çıkaran öğretmen Sadık, şimdi Diyarbakır'da mucize yaratıyor. Yaptıkları daha önce Radikal'de yer alan ve şimdi Yiğityolu Köyü Mehmetçik
İlköğretim Okulu'nda görev yapan Sadık, 3 bin öğrenci için yardım topladı.
Hedefinin 10 bin çocuğa yardım toplamak olduğunu belirten Sadık, "Okul ve köyde su yok. Okula acil su getirilmeli ve kalorifer sistemi kurulmalı. Okulun bilgisayara, telefon santralına, fotokopi makinesine, tepegöze, kitaba ve kütüphane raflarına, öğrencilerin de giyim, kırtasiye ve ayakkabıya ihtiyacı var" dedi. Yardım ve irtibat için: 0412 237 18 34.
Vakıflarda büyük temizlik
Kiralar, rayiç bedele çıkacak. Üzerinde toplu kaçak yapılaşma bulunan ve dönüşü mümkün olmayan yerler satılacak. İşgalciler ya koşullarımızı kabul edecek ya yeri boşaltacak.
Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, işgal altında olan vakıf arazilerinden kaynaklanan sorunların dört ay içinde çözüleceğini açıkladı. Tüm Türkiye'de, vakıfların toplam 220 milyon metrekarelik arazisinin işgal altında olduğunu belirten Beyazıt, şu anda kiracılarla mahkemelik oldukları 36 bin dava dosyası bulunduğunu söyledi. Kurumun avukatları yetmediği için dışarıdan sözleşmeli avukat tutulduğu halde davaların yine de sonuçlandırılamadığını vurgulayan Beyazıt, uygulayacakları çözümü şöyle anlattı:
Yeni yasa çıkardılar
"Bu sorunların çözümü için hazırladığımız tasarı 19 Temmuz 2003'te Meclis'te yasalaştı. Kiracılarla oturup yeniden sözleşme yapacağız ve mallarımızı rayiç bedeli üzerinden kiralayacağız. Sorunu dört ay gibi kısa bir sürede çözmeyi düşünüyoruz.
Ayrıca, Okmeydanı ve Eyüp Silahtar gibi araziler üzerinde kaçak yapılaşmalar var. İstanbul'da böyle 850 bin metrekare yerimiz bulunuyor. Buraların artık geri dönüşü yok.
Üzerinde toplu konutlar, evler, hastaneler, okullar var. Burada oturan tapu tahsis belgeli vatandaşları da geriye dönük beş yıllık borçlandırarak,
konumlarını yasal hale getirmeyi düşünüyoruz. İşgalcileri, illegal olmak yerine legal hale getireceğiz. İşgalcilerimiz ya koşullarımızı kabul edecek, ya da malımızı boşaltacak.
Tahliye artık kolay
Yeni yasaya göre, artık, vakıf arazisini işgal edenlerin tahliyesi çok kolay. Mülki amirler, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yazılı talebiyle, hiçbir mahkeme kararına gerek kalmadan işgalcileri vakıf arazilerinden hemen atabilecek. Kaymakam ve valiler, yeni yasayla bu yetkiye sahip.
İşgal edilen arazilerimize karşılık Hazine'den 950 bin metrekare arazi alacağız. Bunlar vakıfların akarı olacak. Çünkü, bu araziler toplu konut alanı olacak ve üzerine yapılacak yapılardan yine gelir elde edeceğiz."
'İhale Yasası büyük sorun'
Beyazıt, vakıfların denetimindeki tarihi eserlere yönelik en büyük sorunun ise İhale Yasası olduğunu söyledi. Tarihi eserlerin onarımı için çıkılan ihalelere her müteahhidin katılabildiğini ve en ucuz fiyata işi vermek zorunda kaldıklarını belirten Beyazıt, bunun sakıncalı olduğunu
ifade etti. Bu ihalelere yalnızca uzman kişi ve şirketlerin katılmasını isteyen Beyazıt, İhale Yasası'nda bu yönde değişiklik yapmak istediklerini,
ama IMF ve Dünya Bankası'na güçlerinin yetmediğini kaydetti.
Dokuz ay önce göreve geldiğinde genel müdürlüğün sorumluluğu altında 9 bin 483 eser bulunduğunu anlatan Beyazıt, "Dokuz aylık sürede bu sayıyı 17 binin üzerine çıkardık. Daha da çoğaltacağız. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde bugüne kadar hiçbir kayıt bilgisayar ortamına girmemiş.
Yüzlerce tarihi eserin bizde kaydı bile yok. Örneğin, Muğla'da Bafa Gölü kenarındaki kervansaray ile Tokat'taki Kırk Kızlar Türbesi. İkisinin de kaydı yok. Şu anda bir site kuruyoruz. Tüm kayıtlarımızı bilgisayar ortamına taşıyacağız" dedi.
Denetimlerinde olan tarihi eserleri onartacaklarını açıklayan Beyazıt, şunları söyledi: "Bugüne kadar 'Restore et-işlet-devret' yöntemiyle onarılan eski eserlerin kullanma süresi 10 yıldı. Biz bunu 29 yıla çıkardık. Çünkü, onarımı üstlenen kişi en az üç-dört trilyon lira harcıyordu. Bunun da bir getirisi olması lazım.
Tüm eserler kayıt altına
Göreve geldiğimde 10 yıldır onarımı süren 106 tarihi eser vardı. Bunların yarısını dokuz ayda tamamladık. Geriye kalanını da altı ay içinde bitireceğiz. Tüm tarihi eserlerin dijital ortamda görüntü çekimleri de yapılacak. Bunların bire bir çekimi yapılacak. Çekilen eserle ilgili konunun uzmanı bir bilim adamı da, o eserin bütün bilgilerini anlatacak. Yapılan tüm bu işlemler bilgisayar ortamına taşınacak. Bu işin sponsoru da Vakıflar Bankası olacak. Yakında bununla ilgili ihaleye çıkacağız.
İpek ve Baharat Yolu'ndaki kervansarayların tümünü 'restore et-işlet-devret' yöntemiyle onartacağız. Eminönü'ndeki Yeni Cami'nin hünkâr mahfilinden çalınan çiniler bulundu. Projesini yaptık ve şu anda İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nda. Kurul onaylayınca, İTO sponsorluğunda mahvil onarılacak ve yeni düzenlemeyle herkesin ziyaretine açılacak.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün depolarında çürümeye terk edilmiş, halılar ve el yazması bir sürü tarihi eser var. Bunları da Konya, Kayseri, Edirne, Bursa, İstanbul, Ankara ve İzmir'de kuracağımız çok amaçlı kültür merkezlerinde sergileyeceğiz. Örneğin Ankara'daki Milli Eğitim Bakanlığı'nın yanındaki Tarım ve Köyişleri Bakanlığı binası bize ait. Göreve geldiğimizde bunun boşaltılmasını istedik. Burayı kültür merkezi yapmayı düşünüyoruz. Aynı şekilde İstanbul'daki Topkapı Mevlevihanesi'ni de kültür merkezine dönüştürmeyi düşünüyoruz."
'Üç çeşit vakıf var'
Vakıflar Genel Müdürü Beyazıt, üç çeşit vakıf bulunduğunu açıkladı. Bunları, Cumhuriyet'ten önce kurulmuş mülhak ve mazbut ile yeni kurulmuş vakıflar olarak sıralayan Beyazıt, şu bilgileri verdi: "Mülhak olanlar,
evlatları ve mütevellisi olan vakıflar. Mazbutlar ise mütevellisi ve evlatları bir şekilde kalmamış olan vakıflar. Bunların yönetimi bize ait. 36 bin civarında mazbut vakfımız var ve onların da yöneticisi benim.
Cumhuriyet döneminde ise kurulmuş 4 bin 454 tane yeni vakıf var. Kamu vakıfları da bunlara dahil. Bunlar arasında ideolojik vakıflar da var. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak bunlara rehberlik edememişiz.
Yöneticilere yeni yaptırım
Vakıf senedi adeta, dünyayı yönetmeye talip. Halbuki, yapacak gücü yok. Örneğin, vakıf yöneticisi bir ay su parasını ödemekte gecikse görevden alabiliyorsunuz, ama vakıf senedine veya yasaya aykırı davransa alamıyorsunuz. Çıkaracağımız yasayla yeni yaptırımlar getireceğiz."
--------------------------------------------------------------------------------
Zorunlu bağışa son
Kurumun 2003 yılı bütçesi 42 trilyon, geliri ise 134 trilyon lira oldu. 2004 bütçesini 44 trilyon olarak belirleyen kurum, 276 trilyon lira da gelir hedefliyor.
Bunun büyük kısmını tarihi eser onarımına ayıracaklarını belirten Beyazıt, vakıflara yapılan zorunlu bağışa da son vereceklerini söyledi: "Vakıflar zaman içinde kuranlara hizmet eder hale geldi. Bunlara örnek olarak kamu vakıflarını gösterebiliriz. Vatandaş hastaneye gittiğinde, vermekle yükümlü olduğu sağlık hizmeti karşılığında para alınmayacak.
Çıkaracağımız yasayla daha önce toplanan paralara da el koyacağız. Bu vakıflara kamu parası aktarılmışsa, onlar da geri dönecek. Örneğin Merkez Bankası Vakfı' nın 1 milyar 980 milyon doları var. Bunun yüzde 90'ı da kamudan aktarılmış. Bunlara son vereceğiz.
Cemaat vakıflarıyla ilgili yeni yönetmelik çıkardık. Bu vakıflar, mallarını artık tapuda tescil ettirebilecek. Lozan Antlaşması ve 1936 beyannamesine göre 160 cemaat, bir de esnaf vakfı var. Nitekim bize bu vakıflar tescil için başvuruda bulundu. Bunlardan 85 tanesinin 274 gayrimenkulünün tescil istemini Vakıflar Meclisi'nde uygun gördük. Diğerlerini de inceliyoruz."
Vakıflar Genel Müdürü Yusuf Beyazıt, işgal altında olan vakıf arazilerinden kaynaklanan sorunların dört ay içinde çözüleceğini açıkladı. Tüm Türkiye'de, vakıfların toplam 220 milyon metrekarelik arazisinin işgal altında olduğunu belirten Beyazıt, şu anda kiracılarla mahkemelik oldukları 36 bin dava dosyası bulunduğunu söyledi. Kurumun avukatları yetmediği için dışarıdan sözleşmeli avukat tutulduğu halde davaların yine de sonuçlandırılamadığını vurgulayan Beyazıt, uygulayacakları çözümü şöyle anlattı:
Yeni yasa çıkardılar
"Bu sorunların çözümü için hazırladığımız tasarı 19 Temmuz 2003'te Meclis'te yasalaştı. Kiracılarla oturup yeniden sözleşme yapacağız ve mallarımızı rayiç bedeli üzerinden kiralayacağız. Sorunu dört ay gibi kısa bir sürede çözmeyi düşünüyoruz.
Ayrıca, Okmeydanı ve Eyüp Silahtar gibi araziler üzerinde kaçak yapılaşmalar var. İstanbul'da böyle 850 bin metrekare yerimiz bulunuyor. Buraların artık geri dönüşü yok.
Üzerinde toplu konutlar, evler, hastaneler, okullar var. Burada oturan tapu tahsis belgeli vatandaşları da geriye dönük beş yıllık borçlandırarak,
konumlarını yasal hale getirmeyi düşünüyoruz. İşgalcileri, illegal olmak yerine legal hale getireceğiz. İşgalcilerimiz ya koşullarımızı kabul edecek, ya da malımızı boşaltacak.
Tahliye artık kolay
Yeni yasaya göre, artık, vakıf arazisini işgal edenlerin tahliyesi çok kolay. Mülki amirler, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün yazılı talebiyle, hiçbir mahkeme kararına gerek kalmadan işgalcileri vakıf arazilerinden hemen atabilecek. Kaymakam ve valiler, yeni yasayla bu yetkiye sahip.
İşgal edilen arazilerimize karşılık Hazine'den 950 bin metrekare arazi alacağız. Bunlar vakıfların akarı olacak. Çünkü, bu araziler toplu konut alanı olacak ve üzerine yapılacak yapılardan yine gelir elde edeceğiz."
'İhale Yasası büyük sorun'
Beyazıt, vakıfların denetimindeki tarihi eserlere yönelik en büyük sorunun ise İhale Yasası olduğunu söyledi. Tarihi eserlerin onarımı için çıkılan ihalelere her müteahhidin katılabildiğini ve en ucuz fiyata işi vermek zorunda kaldıklarını belirten Beyazıt, bunun sakıncalı olduğunu
ifade etti. Bu ihalelere yalnızca uzman kişi ve şirketlerin katılmasını isteyen Beyazıt, İhale Yasası'nda bu yönde değişiklik yapmak istediklerini,
ama IMF ve Dünya Bankası'na güçlerinin yetmediğini kaydetti.
Dokuz ay önce göreve geldiğinde genel müdürlüğün sorumluluğu altında 9 bin 483 eser bulunduğunu anlatan Beyazıt, "Dokuz aylık sürede bu sayıyı 17 binin üzerine çıkardık. Daha da çoğaltacağız. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nde bugüne kadar hiçbir kayıt bilgisayar ortamına girmemiş.
Yüzlerce tarihi eserin bizde kaydı bile yok. Örneğin, Muğla'da Bafa Gölü kenarındaki kervansaray ile Tokat'taki Kırk Kızlar Türbesi. İkisinin de kaydı yok. Şu anda bir site kuruyoruz. Tüm kayıtlarımızı bilgisayar ortamına taşıyacağız" dedi.
Denetimlerinde olan tarihi eserleri onartacaklarını açıklayan Beyazıt, şunları söyledi: "Bugüne kadar 'Restore et-işlet-devret' yöntemiyle onarılan eski eserlerin kullanma süresi 10 yıldı. Biz bunu 29 yıla çıkardık. Çünkü, onarımı üstlenen kişi en az üç-dört trilyon lira harcıyordu. Bunun da bir getirisi olması lazım.
Tüm eserler kayıt altına
Göreve geldiğimde 10 yıldır onarımı süren 106 tarihi eser vardı. Bunların yarısını dokuz ayda tamamladık. Geriye kalanını da altı ay içinde bitireceğiz. Tüm tarihi eserlerin dijital ortamda görüntü çekimleri de yapılacak. Bunların bire bir çekimi yapılacak. Çekilen eserle ilgili konunun uzmanı bir bilim adamı da, o eserin bütün bilgilerini anlatacak. Yapılan tüm bu işlemler bilgisayar ortamına taşınacak. Bu işin sponsoru da Vakıflar Bankası olacak. Yakında bununla ilgili ihaleye çıkacağız.
İpek ve Baharat Yolu'ndaki kervansarayların tümünü 'restore et-işlet-devret' yöntemiyle onartacağız. Eminönü'ndeki Yeni Cami'nin hünkâr mahfilinden çalınan çiniler bulundu. Projesini yaptık ve şu anda İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nda. Kurul onaylayınca, İTO sponsorluğunda mahvil onarılacak ve yeni düzenlemeyle herkesin ziyaretine açılacak.
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün depolarında çürümeye terk edilmiş, halılar ve el yazması bir sürü tarihi eser var. Bunları da Konya, Kayseri, Edirne, Bursa, İstanbul, Ankara ve İzmir'de kuracağımız çok amaçlı kültür merkezlerinde sergileyeceğiz. Örneğin Ankara'daki Milli Eğitim Bakanlığı'nın yanındaki Tarım ve Köyişleri Bakanlığı binası bize ait. Göreve geldiğimizde bunun boşaltılmasını istedik. Burayı kültür merkezi yapmayı düşünüyoruz. Aynı şekilde İstanbul'daki Topkapı Mevlevihanesi'ni de kültür merkezine dönüştürmeyi düşünüyoruz."
'Üç çeşit vakıf var'
Vakıflar Genel Müdürü Beyazıt, üç çeşit vakıf bulunduğunu açıkladı. Bunları, Cumhuriyet'ten önce kurulmuş mülhak ve mazbut ile yeni kurulmuş vakıflar olarak sıralayan Beyazıt, şu bilgileri verdi: "Mülhak olanlar,
evlatları ve mütevellisi olan vakıflar. Mazbutlar ise mütevellisi ve evlatları bir şekilde kalmamış olan vakıflar. Bunların yönetimi bize ait. 36 bin civarında mazbut vakfımız var ve onların da yöneticisi benim.
Cumhuriyet döneminde ise kurulmuş 4 bin 454 tane yeni vakıf var. Kamu vakıfları da bunlara dahil. Bunlar arasında ideolojik vakıflar da var. Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak bunlara rehberlik edememişiz.
Yöneticilere yeni yaptırım
Vakıf senedi adeta, dünyayı yönetmeye talip. Halbuki, yapacak gücü yok. Örneğin, vakıf yöneticisi bir ay su parasını ödemekte gecikse görevden alabiliyorsunuz, ama vakıf senedine veya yasaya aykırı davransa alamıyorsunuz. Çıkaracağımız yasayla yeni yaptırımlar getireceğiz."
--------------------------------------------------------------------------------
Zorunlu bağışa son
Kurumun 2003 yılı bütçesi 42 trilyon, geliri ise 134 trilyon lira oldu. 2004 bütçesini 44 trilyon olarak belirleyen kurum, 276 trilyon lira da gelir hedefliyor.
Bunun büyük kısmını tarihi eser onarımına ayıracaklarını belirten Beyazıt, vakıflara yapılan zorunlu bağışa da son vereceklerini söyledi: "Vakıflar zaman içinde kuranlara hizmet eder hale geldi. Bunlara örnek olarak kamu vakıflarını gösterebiliriz. Vatandaş hastaneye gittiğinde, vermekle yükümlü olduğu sağlık hizmeti karşılığında para alınmayacak.
Çıkaracağımız yasayla daha önce toplanan paralara da el koyacağız. Bu vakıflara kamu parası aktarılmışsa, onlar da geri dönecek. Örneğin Merkez Bankası Vakfı' nın 1 milyar 980 milyon doları var. Bunun yüzde 90'ı da kamudan aktarılmış. Bunlara son vereceğiz.
Cemaat vakıflarıyla ilgili yeni yönetmelik çıkardık. Bu vakıflar, mallarını artık tapuda tescil ettirebilecek. Lozan Antlaşması ve 1936 beyannamesine göre 160 cemaat, bir de esnaf vakfı var. Nitekim bize bu vakıflar tescil için başvuruda bulundu. Bunlardan 85 tanesinin 274 gayrimenkulünün tescil istemini Vakıflar Meclisi'nde uygun gördük. Diğerlerini de inceliyoruz."
'Köye faşist gelmiş!'
Yılmaz Erdoğan, 23 Ocak'ta gösterime girecek ikinci uzun metrajlı filmi 'Vizontele Tuuba'nın siyasi ve kültürel yüzünü Milliyet Sanat dergisine anlattı.
Alin Taşçıyan'ın yaptığı röportajda filmin ilginç noktalarını dile getiren Erdoğan, 'faşistlerle' ilgili 1980 döneminde Hakkâri'de geçen bir gerçek hikâyeyi filmden son anda çıkarttığını söyledi. Erdoğan hikâyeyi şöyle özetliyor: "...Hakkâri'nin çok özel yapısından ötürü bu filmi yapmayı istedim doğrusu... Gerçek bir hikâye anlatayım: Hakkâri'ye bir haber geliyor. Gelen otobüsün içinde bir tane faşist var! Köylerden çobanlar geliyorlar faşist görmeye. Bunu filme koyamadım. Çok güzel bir malzemeydi ama uymadı..."
Yılmaz Erdoğan, Milliyet Sanat'taki söyleşisinde ordunun 'O Şimdi Asker' filmine sağladığı desteği kendi filmine vermemesinden duyduğu kırgınlığı ise şu sözlerle anlatıyor: "... 'Ordu, benim de ordumsa, bana da yardım etmeliydi. Eğer biz eleştiriyi kendi kendimize yapmazsak çok sağlıklı sonuçlar elde edemeyiz."
Milliyet Sanat dergisi, kapağını Quentin Tarantino'nun gösterime yeni giren filmi 'Kill Bill'e ayırdığı Ocak sayısında Orhan Pamuk'un 'İstanbul' kitabı üzerine Ömer Türkeş'in kaleme aldığı 'Ünlü Yazarlıktan Pop Starlığa' adlı eleştiriye de yer veriyor. (Kültür Sanat)
Alin Taşçıyan'ın yaptığı röportajda filmin ilginç noktalarını dile getiren Erdoğan, 'faşistlerle' ilgili 1980 döneminde Hakkâri'de geçen bir gerçek hikâyeyi filmden son anda çıkarttığını söyledi. Erdoğan hikâyeyi şöyle özetliyor: "...Hakkâri'nin çok özel yapısından ötürü bu filmi yapmayı istedim doğrusu... Gerçek bir hikâye anlatayım: Hakkâri'ye bir haber geliyor. Gelen otobüsün içinde bir tane faşist var! Köylerden çobanlar geliyorlar faşist görmeye. Bunu filme koyamadım. Çok güzel bir malzemeydi ama uymadı..."
Yılmaz Erdoğan, Milliyet Sanat'taki söyleşisinde ordunun 'O Şimdi Asker' filmine sağladığı desteği kendi filmine vermemesinden duyduğu kırgınlığı ise şu sözlerle anlatıyor: "... 'Ordu, benim de ordumsa, bana da yardım etmeliydi. Eğer biz eleştiriyi kendi kendimize yapmazsak çok sağlıklı sonuçlar elde edemeyiz."
Milliyet Sanat dergisi, kapağını Quentin Tarantino'nun gösterime yeni giren filmi 'Kill Bill'e ayırdığı Ocak sayısında Orhan Pamuk'un 'İstanbul' kitabı üzerine Ömer Türkeş'in kaleme aldığı 'Ünlü Yazarlıktan Pop Starlığa' adlı eleştiriye de yer veriyor. (Kültür Sanat)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)