TRT 2'de yayımlanacak 'Doğduğum Topraklar' adlı belgesel için 42 Rum ve 63 Türk mübadille görüşüldü. İki ülkede 15 bin kilometre yol kat edildi. Gerçek şu ki, ne birlikte yaşananlar unutuldu, ne insanların doğdukları topraklara özlem dindi.
Bir otobüs dolusu 'mübadil'le yola koyulmuştuk İstanbul'dan. 2000 yılının ekimi. O tarihlerde kurulmakta olan Lozan Mübadilleri Vakfı'nın düzenlediği
gezinin amacı 'Mübadillerin Selanik Buluşması'nı gerçekleştirmekti. Geziye katılanların büyük bölümü ikinci ve üçüncü kuşaktan 'mübadil çocuğu'ydu. Ancak içlerinde tek tük 'birinci kuşak mübadil' de vardı. Yani Yunanistan'da doğmuş ve büyük bölümü bebek denecek yaşta Anadolu topraklarına gelmişlerdi.
Bunlardan biri de Veria'nın Kayalar Köyü'nde doğan İbrahim İşler'di.
Elinde bastonuyla binmişti otobüse. Ancak büyük bir umut vardı yüzünde; doğduğu toprakları görecekti. Büyüklerinin anlattıkları, çocukluk yıllarından beynine kazınan anıları dalga dalga hücum ediyordu yol boyunca. Hatırladıklarına göre Selanik'in Kayalar'ında ilk fırtına Balkan Harbi'nde kopmuştu. Kana bulanmıştı Türklerin, Rumların, Bulgarların ortak yaşamı. Nereye gideceklerini bilmeden yollara düşüyor insanlar. Yollar perişan, yollar çamur deryası... Kaçış yollarında kırılıyor insanlar. Harp bitince köylerine dönüyorlar. Fakat bu kez Bulgarlar geliyor köye. Türk erkeklerini topluyorlar. Aralarında asker olan dayısı da var İbrahim
İşler'in. Bir Bulgar askeri gelip 'Sen buraya gel' diye ayırıyor dayısı Mahmut'u. Sonra da komutana dönüp 'Bu benim! Bunu ben halledeceğim' deyip çekiyor silahını. Ağaçların arkasından derenin kıyısına kadar götürüyor dayısını. Kuytu bir yere varınca indiriyor silahını:
"Korkma Çor köylü Mahmut. Korkma! İyiliğe kötülük eden nankörlerden değilim. Ne alıp veremediğim vardı senin Çor Köyü ile benim Akita Köyü arasında? Kim kanlı bıçaklı düşman etti bizi birbirimize? Beni Çor Köyü'nde döven Türklerden sen kurtarmıştın. Haydi Mahmut! Hakkını helal et. Yolun açık olsun. Dere boyunca dikkatli git, geceyi bekle..."
Rum evleri kapış kapış
1922'den sonra Kayseri'den, Amasya'dan, Çorum'dan Rumlar gelmeye başlamış. 1925'te mübadele sırası gelene kadar üç yıl Anadolu'dan gelen Rumlarla birlikte yaşamışlar. Türkçe konuşan, Rumca bilmeyen bu insanlarla hiç de sorunları olmamış. Selanik'ten gemiye bindirilip Samsun'a gönderilmiş
İbrahim İşler ve ailesi: "Samsun'un içi insan kaynıyor. Bir yandan gemiler dolusu gelen mübadil halk, diğer yandan nüfusun yarısını oluşturan Rumların evlerini kapışan Lazlar ve yerliler... Karadeniz ahalisi bize 'Bitli muhacir' derdi. Adımız nereye gitsek 'bitli'ydi. O günlerin acıları, kırılan onurumuzun sızıları taptazedir."
İbrahim İşler, doğduğu Kayalar'a yaklaştıkça daha bir heyecanlanmıştı.
Önce Veria'ya giriliyor. Sokaktaki Türkçe konuşmaları duyan yaşlı bir kadın, evinin mutfağından önlüğüyle fırlıyor yola 'Annemin, babamın dilini konuşuyorlar' diye. Eleni'nin ailesi İzmir'den gelmiş. Ancak o ne
Anadolu doğumlu, ne de Yunanistan. İzmir'den Selanik'e giderken gemide doğmuş. Yani Ege Denizi doğumlu. Kayalar'a doğru giderken, İbrahim İşler çocukluğundan kalan izleri hafızasının derinliklerinde arıyor:
"Liseden yıllarından geçmişimizi, Yunanistan'daki, Kayalar'daki yaşamı, evimizi barkımızı daha çok merak eder oldum. Anlattırdım anneme, babama, kökümüzü, dalımızı, budağımızı. Babam, annem, akrabalarım çok istediler Kayalar'ı görmeyi. Olmadı! Özlem içinde 'Ah bir görsem!' diye diye ölüp gitti insanlar."
'Mübadiller'in Selanik Buluşması'na, 'birinci kuşak bir mübadil' olarak katılan İbrahim İşler, Kayalar'a yaklaşınca bastonunu bıraktı. Neredeyse koşacak. Bir insan için doğduğu, köklerinin olduğu toprakların ne anlama geldiğini kavramak, özlemin ne kadar somut duygu olduğunu çıplak gözle görmek için o anda İbrahim İşler'i görmek gerekirdi. Yalnız onu mu? Türkiye'den gelen ikinci, üçüncü kuşak mübadiller de babasına, dedesine ait bir iz arıyor; hiçbir şey bulamayanlar göçtükleri köylerden bir torba toprak alıyorlar babalarının, dedelerinin mezarına götürmek için.
Bütün bu yaşananlara yıllarca Ege'nin iki yakasında tanık bir gazeteci olarak TRT'nin deneyimli yönetmeni Nilay Gündem'le birlikte yayın-yönetimde yer alan Yaprak Tutal ve Ali Horzumlu bundan yaklaşık iki yıl önce 'mübadele'yi konu alan 'Doğduğum Topraklar' belgeseline başladıklarında alacakları sonucu gerçekten merak etmiştim.
Sonunda çalışmalarını tamamladılar. Türkiye ve Yunanistan topraklarında tam 15 bin kilometre yol kat ettiler belgesellerini tamamlamak için. 4 bin 500 çekim yaptılar. 42 Rum, 63 Türk mübadille yüz yüze görüştüler ve sonunda ortaya 30'ar dakikalık beş bölümlük belgesel çıkardılar. 7 Ocak'ta başlayacak belgeselde kullanılandan fazla malzeme elbette TRT'nin arşivinde yer alacak. Yunanistan'da hayli fazla olan, ancak Türkiye'de daha yeni yeni başlatılan sözlü tarih çalışmalarına görüntülü bir katkı da sunacak belgesel aynı zamanda.
Ekip, yaptığı çalışmadın çok etkilenmiş. "Yunanistan tarafında gidiyoruz, 23 yaşındaki bir genç Türkçe konuşuyor" diyorlar "Türkiye'de Niğde'nin bir köyüne gidiyoruz, bu kez çocuklar Rumca konuşuyor. Larissa'nın bir köyünde Maria Karacaoğlu bizi görünce 'Bilseydim geleceğinizi mantı yapardım' deyiverdi. Güzel bir Türkçeyle anlatıyordu Maria 'Bize Türkoladis yani Türk tohumu derlerdi. Bizi istemiyorlardı. Biz de hâlâ onları istemiyoruz' diye.
Bir mübadilin ortanca kızı bir Yunanlıyla evlenmiş. Adam Yunanistan'da bize bu olayı anlatırken 'Kız gâvura kaçtı' dedi. Birden büyük bir şaşkınlığa düştük, Türkiye'de miyiz, Yunanistan'da mıyız karıştırdık."
15 Eylül 2009 Salı
İnsan kaçırmak artık çok zor
İnsan kaçakçılarının üssü haline gelen Muğla'da, oluşturulan 65 gözetleme timi sayesinde iki yılda 34 çete çökertildi, 424 kişi tutuklandı. Hayal tacirleri yakında uydudan da takip edilecek.
Coğrafi koşulların uygunluğu nedeniyle insan kaçakçılığı mafyasının
üs seçtiği Muğla'da, son iki yılda 65 ayrı noktada gözetleme timi oluşturuldu, jandarma, polis ve Sahil Güvenlik ekiplerinin operasyonlarında
34 çete çökertildi, 424 kişi tutuklandı. Çetelere ait 60 trilyon lira değerindeki 18 tekne, 14 sürat botu, 16 zodyak şişme bot, 14 minibüs, 15 otobüs, 15 otomobil ve dört kamyona el konuldu. Vali Hüseyin Aksoy,
"Hassas bölgelere yerleştirilecek radar ve yapacağımız uydu gözlemleriyle, Yunan adalarına geçmek isteyenleri kolayca tespit edeceğiz" dedi.
Aksoy, daha önce insan kaçakçılarının Pasaport Yasası'na muhalefetten 180-600 milyon lira arasında değişen para cezalarıyla kurtulduğunu, ancak yasalardaki değişiklikler ve cezaların artmasıyla, adam kaçırma organizasyonlarına katılan kaptan ve yardımcı olanların artık ağır cezaları göze alamadığını ifade etti.
Alınan önlemlerle kaçakçılara büyük darbe indirdiklerini belirten Aksoy, şu bilgileri verdi: "Fethiye, Milas, Bodrum, Datça ve Marmaris'te 65 ayrı noktada gözetleme timi oluşturduk. İleride hassas bölgelere yerleştirilecek
radar ve yapacağımız uydu gözlemleriyle bu yoldan komşu Yunan adalarına geçmek isteyenleri kolayca tespit edeceğiz. Çoğu zaman onlarca kişiyi göz göre ölüme terk eden bu çetelere son iki yılda büyük darbe indirdik.
Dramları bitirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Teknolojiden yararlanılarak sınırlara mobil radar araçları yerleştirilecek. İnsan kaçakçılığına karışan Asya ve Afrika kökenli ülkelerin vatandaşlarına vize konularak ülkeye girişleri zorlaştırılmalı."
Coğrafi koşulların uygunluğu nedeniyle insan kaçakçılığı mafyasının
üs seçtiği Muğla'da, son iki yılda 65 ayrı noktada gözetleme timi oluşturuldu, jandarma, polis ve Sahil Güvenlik ekiplerinin operasyonlarında
34 çete çökertildi, 424 kişi tutuklandı. Çetelere ait 60 trilyon lira değerindeki 18 tekne, 14 sürat botu, 16 zodyak şişme bot, 14 minibüs, 15 otobüs, 15 otomobil ve dört kamyona el konuldu. Vali Hüseyin Aksoy,
"Hassas bölgelere yerleştirilecek radar ve yapacağımız uydu gözlemleriyle, Yunan adalarına geçmek isteyenleri kolayca tespit edeceğiz" dedi.
Aksoy, daha önce insan kaçakçılarının Pasaport Yasası'na muhalefetten 180-600 milyon lira arasında değişen para cezalarıyla kurtulduğunu, ancak yasalardaki değişiklikler ve cezaların artmasıyla, adam kaçırma organizasyonlarına katılan kaptan ve yardımcı olanların artık ağır cezaları göze alamadığını ifade etti.
Alınan önlemlerle kaçakçılara büyük darbe indirdiklerini belirten Aksoy, şu bilgileri verdi: "Fethiye, Milas, Bodrum, Datça ve Marmaris'te 65 ayrı noktada gözetleme timi oluşturduk. İleride hassas bölgelere yerleştirilecek
radar ve yapacağımız uydu gözlemleriyle bu yoldan komşu Yunan adalarına geçmek isteyenleri kolayca tespit edeceğiz. Çoğu zaman onlarca kişiyi göz göre ölüme terk eden bu çetelere son iki yılda büyük darbe indirdik.
Dramları bitirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Teknolojiden yararlanılarak sınırlara mobil radar araçları yerleştirilecek. İnsan kaçakçılığına karışan Asya ve Afrika kökenli ülkelerin vatandaşlarına vize konularak ülkeye girişleri zorlaştırılmalı."
Türkiye'nin ilk hukuk kitabevi
Türkiye'de ilk kez sadece hukuk kitaplarının yer aldığı bir 'kitabevi' açıldı. Kadıköy'de açılan 'Legal Kitabevi'nde hukukla ilgili 3 bin 500 kitap ve 15 dergi bulunuyor. İki avukat arkadaşın açtığı kitabevinin en büyük iddiası bütün hukuk kitaplarını bir arada toplamak. Kadıköy Caferağa Mahallesi'nde 13 Aralık 2003'te açılan kitabevinde, birçok hukukçunun arayıp da bulamadığı binlerce kitap ve dergi, bir araya getirilerek, hukukçuların ve hukukla ilgilenenlerin hizmetine sunuldu. Kitap fiyatları 1 milyon ile 800 milyon arasında değişiyor. Kitapevi sahibi avukat Lütfü Başöz, "Kitapevimiz, zaman içinde kütüphane işlevini de görecek. İlerde seminerler de düzenleyeceğiz" dedi.
Türkiye kaçakların geçiş köprüsü
Türkiye'de 1999-2003 arasında insan kaçakçılığına yönelik düzenlenen 11 bin 432 operasyonda, 728 bin 534 kişi ele geçirildi. Emniyet'in verdiği bilgilere göre detaylar şöyle:
Ele geçirilen 4 bin 167 organizatörün 3 bin 617'sini Türkler, 182'sini Iraklılar, 108'ini ise İranlılar oluşturuyor. 162 ülkeden toplam 728 bin 534 kişi Türkiye'ye illegal yollardan giriş-çıkış yaptı, vize ve ikamet ihlalinde bulunduktan sonra polis tarafından yakalandı, sınır dışı edildi.
Kaçakların 71 bin 518'i Irak, 40 bin 806'sı Moldova, 27 bin 33'ü Afganistan, 23 bin 164'ü Pakistan, 19 bin 556'sı İran, 17 bin 726'sı Romanya, 14 bin 115'i Rusya Federasyonu, 11 bin 337'si Gürcistan uyruklu. Türkiye'den kaçak yollarla başka ülkelere giriş yapmak isteyen 22 bin 737 Türk vatandaşı hakkında da işlem yapıldı.
Ele geçirilen 4 bin 167 organizatörün 3 bin 617'sini Türkler, 182'sini Iraklılar, 108'ini ise İranlılar oluşturuyor. 162 ülkeden toplam 728 bin 534 kişi Türkiye'ye illegal yollardan giriş-çıkış yaptı, vize ve ikamet ihlalinde bulunduktan sonra polis tarafından yakalandı, sınır dışı edildi.
Kaçakların 71 bin 518'i Irak, 40 bin 806'sı Moldova, 27 bin 33'ü Afganistan, 23 bin 164'ü Pakistan, 19 bin 556'sı İran, 17 bin 726'sı Romanya, 14 bin 115'i Rusya Federasyonu, 11 bin 337'si Gürcistan uyruklu. Türkiye'den kaçak yollarla başka ülkelere giriş yapmak isteyen 22 bin 737 Türk vatandaşı hakkında da işlem yapıldı.
Özel muayene ücretlerine zam
Türk Tabipleri Birliği, bugünden geçerli olmak üzere özel muayene, tetkik ve tedavi ücretlerine ortalama yüzde 15 zam yaptı. 30 Haziran 2004'e kadar uygulanacak yeni tarifeye göre özel muayene ücreti illere göre asgari 45 milyon ile 57 milyon lira arasında. Ücretin en düşük olduğu iller Aksaray, Niğde; en yüksek olduğu illerse Antalya,
İstanbul, İzmir, Uşak.
Buna göre asgari normal doğum ücreti 750-950 milyon; kürtaj 90 milyon-114 milyon lira, göz muayenesi 45 milyon-57 milyon lira, meme büyütme 600-760 milyon lira, psikiyatrik muayene 30-38 milyon lira; baypas 900 milyon-1 milyar 140 milyon lira arasında.
Diş tedavisi 39 milyon liradan başlıyor
Diş hekimlerince yarından itibaren uygulanacak asgari diş muayene ve tedavi ücret tarifesi ise şöyle:
Amalgam dolgu 39 milyon 292 bin, komposit dolgu 58 milyon 938 bin, kanal tedavisi 42 milyon 613 bin, tam protez 439 milyon 450 bin, diş çekimi 39 milyon 292 bin ve diştaşı temizliği 39 milyon 292 bin lira.
İstanbul, İzmir, Uşak.
Buna göre asgari normal doğum ücreti 750-950 milyon; kürtaj 90 milyon-114 milyon lira, göz muayenesi 45 milyon-57 milyon lira, meme büyütme 600-760 milyon lira, psikiyatrik muayene 30-38 milyon lira; baypas 900 milyon-1 milyar 140 milyon lira arasında.
Diş tedavisi 39 milyon liradan başlıyor
Diş hekimlerince yarından itibaren uygulanacak asgari diş muayene ve tedavi ücret tarifesi ise şöyle:
Amalgam dolgu 39 milyon 292 bin, komposit dolgu 58 milyon 938 bin, kanal tedavisi 42 milyon 613 bin, tam protez 439 milyon 450 bin, diş çekimi 39 milyon 292 bin ve diştaşı temizliği 39 milyon 292 bin lira.
Yemeğe laf edeni 'hizaya soktu'
Ereğli Devlet Hastanesi Başhekimi Ufuk Özşeker, yemek konusunda şikâyet dilekçesi veren 55 personelin adlarını yemekhane kapısına astırdı. Özşeker'in direktifiyle şikâyetçilerin yemek yemesi de engellendi.
Keyfi 'istemeyen yemesin' uygulaması, hastanede çalışan 150 personelden 62'sinin geçen cuma günü Özşeker'e başvurmasıyla başladı. Şikâyetçiler yemek ihalesini alan ÖzSağ firmasının hijyen kurallarına uymadığını belirtti. Bunun üzerine Özşeker, yemekhanenin kapısına 'Yemek yeme hakkını kullanmak istemeyenler' başlığı altında 55 kişinin adlarını astı. İddiaya göre şikâyetçilerin yemekhaneye girmeleri de yasaklandı. Özşeker, "55 kişi 'Yemek yeme hakkımı kullanmak istemiyorum', yedi kişi de 'Yemek hizmetinin düzeltilmesini istiyorum' şeklinde dilekçe verdi. Ben de devleti zarara uğratmamak için 55 kişilik eksik yemek hazırlanması talimatını verdim. Yemek yiyemeyen 55 kişiden 50'si ikinci bir dilekçeyle tekrar yemek istedi. Yemek şirketini de uyardık" dedi. Sağlık Emekçileri Sendikası Zonguldak Şubesi yetkilileri ise konuyla ilgili olarak İl Sağlık Müdürlüğü'ne başvurduklarını söyledi.
Keyfi 'istemeyen yemesin' uygulaması, hastanede çalışan 150 personelden 62'sinin geçen cuma günü Özşeker'e başvurmasıyla başladı. Şikâyetçiler yemek ihalesini alan ÖzSağ firmasının hijyen kurallarına uymadığını belirtti. Bunun üzerine Özşeker, yemekhanenin kapısına 'Yemek yeme hakkını kullanmak istemeyenler' başlığı altında 55 kişinin adlarını astı. İddiaya göre şikâyetçilerin yemekhaneye girmeleri de yasaklandı. Özşeker, "55 kişi 'Yemek yeme hakkımı kullanmak istemiyorum', yedi kişi de 'Yemek hizmetinin düzeltilmesini istiyorum' şeklinde dilekçe verdi. Ben de devleti zarara uğratmamak için 55 kişilik eksik yemek hazırlanması talimatını verdim. Yemek yiyemeyen 55 kişiden 50'si ikinci bir dilekçeyle tekrar yemek istedi. Yemek şirketini de uyardık" dedi. Sağlık Emekçileri Sendikası Zonguldak Şubesi yetkilileri ise konuyla ilgili olarak İl Sağlık Müdürlüğü'ne başvurduklarını söyledi.
Genelkurmay: Endişeliyiz
AKP'li Kutlu'nun üniformalı Atatürk resmine tepki göstermesi ve Fatih Camii'ndeki sakal öpme görüntüleri üzerine Genelkurmay'dan yazılı açıklama geldi: Derin endişe duyuyoruz.
Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı AKP'li Fehmi Hüsrev Kutlu'nun TBMM'deki üniformalı Atatürk resminden rahatsız olduğunu açıklaması ve Nakşi Şeyhi 'Mahmut Hoca'nın kızının cenaze töreninde sakalının öpülmesinden 'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanı olarak derin endişe duyduğunu' açıkladı.
AKP Adıyaman Milletvekili Kutlu, önceki gün TBMM'nin daha sivil bir görünüme kavuşması için Atatürk'ün ana binadaki mareşal rütbeli askeri fotoğrafının yerine sivil elbiseli bir fotoğrafının asılmasını önermişti.
Kutlu, ayrıca TBMM'nin askerlerce korunmasını eleştirirken, halkla
ilişkiler binasındaki odasının muhafız taburuna çok yakın olduğunu, buradan gelen seslerden rahatsızlık duyduğunu, ziyaretçilerinin de 'sağ ol' seslerinden olumsuz etkilendiklerini söylemiş, "Meclis'te kendimi kışlada gibi hissediyorum" demişti.
Aynı gün İstanbul'da kızını toprağa veren Nakşi Şeyhi Mahmut Hoca'nın sakalını öpen BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile müritlerinin görüntüleri kamuoyuna yansıdı. AKP yönetimi Kutlu hakkında soruşturma başlatırken Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, bu iki olaya sert tepki gösterdi. Tepkinin Yalman'dan gelmesi islami çevrelerde Genelkurmay'ın tepkiyi paylaşmadığı ve komuta kademesinde görüş ayrılığı bulunduğu yorumlarına yol açtı. Bunun üzerine Genelkurmay Genel Sekreterliği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 'derin endişe duyduğunu' kamuoyuna duyurdu ve Orgeneral Yalman'ın açıklamasının
da karargâhın bilgisi dahilinde yapıldığını vurguladı.
'Çağdışı manzaralar'
Genelkurmay'dan yapılan yazılı açıklamada, Kutlu'nun 'Ulu Önder Atatürk'ün TBMM'deki mareşal rütbeli resminden, Meclis'in dış güvenliğini sağlayan Meclis Muhafız Taburu personelinin seslerinden ve taburun Meclis'teki varlığından rahatsız olduğunu, Meclis'in sivilleşmesine askerlerin öncü olması gerektiğini söylediği' anımsatıldı. 'Kutlu'nun daha önce de dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin olarak yargıya ve güvenlik güçlerine güven duymadığını da gündeme getirdiğinin bilindiği' kaydedilen açıklamada, şöyle denildi: "Bu şekilde sorumsuzca sarfedilmiş sözlerin, İstanbul Fatih Camii'nde görülen ve milletçe hepimizi üzen çağdışı manzaralara zemin hazırladığı çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır. TSK'nın görüşü, Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgisi dahilinde kamuoyuna yansıtılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'na bağlı olan TBMM Muhafız Taburu, büyük komutan ve eşsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleri ile başlangıçta Meclis Muhafız Takımı olarak kurulmuştur. Tabur, Kurtuluş Savaşı'nda sayısız kahramanlıklar göstermiş, Cumhuriyet tarihi boyunca saygın görevler yapmış, ulusun temsil edildiği Meclis'te devlet-
ulus birlikteliğinin sembolü olmuştur. Taburun görev ve sorumlulukları, 18195 sayılı TBMM Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu ve İçtüzüğü tarafından belirlenmiştir. Birçok çağdaş ülkede görev yapan, birçoğunda da bulunan Genelkurmay Başkanı, asker üniformalı krallar, prensler, parlamentolarda törenler icra eden ve dış güvenliği sağlayan askerler görmüştür. Ancak kendisi, bu konuyu meclisin sivilleştirilmesi meselesi olarak ele alan veya üniforma ve askerden rahatsız olduğunu ifade eden birisine rastlamamıştır. Ulusunun ayrılmaz bir parçası ve her kesiminin temsilcisi olarak milli ordu vasfını şerefle sürdüren TSK'nın komutanı olarak Genelkurmay Başkanı, bu tür söylem ve olaylardan derin endişe duymaktadır."
Yalman ne dedi?
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yalman ise, dün bazı gazetelerde yer alan açıklamasında iki olayla ilgili olarak şunları söylemişti: "Bugünkü varlığını Atatürk'e borçlu olan TBMM çatısı altında, Ata'nın mareşal üniformalı resmine tahammülü olmayan, bir taraftan 'Asker ocağı peygamber ocağıdır' derken, diğer taraftan askerlerin yemek duasında söylediği 'sağ ol' nidasından dahi rahatsız olan Hüsrev Kutlu'nun açıklamalarını teessürle karşıladım. Atatürk'e mareşallik rütbesini veren TBMM'dir. Teknoloji çağında, cemaat liderinin sakalını öpmek, muazzez dinimizle alakası olmayan hurafelerdir. Bu zihniyeti esefle karşılıyor ve kınıyorum. Tüm bunlara rağmen Atatürk ilke ve devrimleri sonuna kadar yaşatılacaktır."
Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma Komisyonu Başkanı AKP'li Fehmi Hüsrev Kutlu'nun TBMM'deki üniformalı Atatürk resminden rahatsız olduğunu açıklaması ve Nakşi Şeyhi 'Mahmut Hoca'nın kızının cenaze töreninde sakalının öpülmesinden 'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutanı olarak derin endişe duyduğunu' açıkladı.
AKP Adıyaman Milletvekili Kutlu, önceki gün TBMM'nin daha sivil bir görünüme kavuşması için Atatürk'ün ana binadaki mareşal rütbeli askeri fotoğrafının yerine sivil elbiseli bir fotoğrafının asılmasını önermişti.
Kutlu, ayrıca TBMM'nin askerlerce korunmasını eleştirirken, halkla
ilişkiler binasındaki odasının muhafız taburuna çok yakın olduğunu, buradan gelen seslerden rahatsızlık duyduğunu, ziyaretçilerinin de 'sağ ol' seslerinden olumsuz etkilendiklerini söylemiş, "Meclis'te kendimi kışlada gibi hissediyorum" demişti.
Aynı gün İstanbul'da kızını toprağa veren Nakşi Şeyhi Mahmut Hoca'nın sakalını öpen BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile müritlerinin görüntüleri kamuoyuna yansıdı. AKP yönetimi Kutlu hakkında soruşturma başlatırken Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, bu iki olaya sert tepki gösterdi. Tepkinin Yalman'dan gelmesi islami çevrelerde Genelkurmay'ın tepkiyi paylaşmadığı ve komuta kademesinde görüş ayrılığı bulunduğu yorumlarına yol açtı. Bunun üzerine Genelkurmay Genel Sekreterliği, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün 'derin endişe duyduğunu' kamuoyuna duyurdu ve Orgeneral Yalman'ın açıklamasının
da karargâhın bilgisi dahilinde yapıldığını vurguladı.
'Çağdışı manzaralar'
Genelkurmay'dan yapılan yazılı açıklamada, Kutlu'nun 'Ulu Önder Atatürk'ün TBMM'deki mareşal rütbeli resminden, Meclis'in dış güvenliğini sağlayan Meclis Muhafız Taburu personelinin seslerinden ve taburun Meclis'teki varlığından rahatsız olduğunu, Meclis'in sivilleşmesine askerlerin öncü olması gerektiğini söylediği' anımsatıldı. 'Kutlu'nun daha önce de dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin olarak yargıya ve güvenlik güçlerine güven duymadığını da gündeme getirdiğinin bilindiği' kaydedilen açıklamada, şöyle denildi: "Bu şekilde sorumsuzca sarfedilmiş sözlerin, İstanbul Fatih Camii'nde görülen ve milletçe hepimizi üzen çağdışı manzaralara zemin hazırladığı çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır. TSK'nın görüşü, Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgisi dahilinde kamuoyuna yansıtılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı'na bağlı olan TBMM Muhafız Taburu, büyük komutan ve eşsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'ün direktifleri ile başlangıçta Meclis Muhafız Takımı olarak kurulmuştur. Tabur, Kurtuluş Savaşı'nda sayısız kahramanlıklar göstermiş, Cumhuriyet tarihi boyunca saygın görevler yapmış, ulusun temsil edildiği Meclis'te devlet-
ulus birlikteliğinin sembolü olmuştur. Taburun görev ve sorumlulukları, 18195 sayılı TBMM Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu ve İçtüzüğü tarafından belirlenmiştir. Birçok çağdaş ülkede görev yapan, birçoğunda da bulunan Genelkurmay Başkanı, asker üniformalı krallar, prensler, parlamentolarda törenler icra eden ve dış güvenliği sağlayan askerler görmüştür. Ancak kendisi, bu konuyu meclisin sivilleştirilmesi meselesi olarak ele alan veya üniforma ve askerden rahatsız olduğunu ifade eden birisine rastlamamıştır. Ulusunun ayrılmaz bir parçası ve her kesiminin temsilcisi olarak milli ordu vasfını şerefle sürdüren TSK'nın komutanı olarak Genelkurmay Başkanı, bu tür söylem ve olaylardan derin endişe duymaktadır."
Yalman ne dedi?
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yalman ise, dün bazı gazetelerde yer alan açıklamasında iki olayla ilgili olarak şunları söylemişti: "Bugünkü varlığını Atatürk'e borçlu olan TBMM çatısı altında, Ata'nın mareşal üniformalı resmine tahammülü olmayan, bir taraftan 'Asker ocağı peygamber ocağıdır' derken, diğer taraftan askerlerin yemek duasında söylediği 'sağ ol' nidasından dahi rahatsız olan Hüsrev Kutlu'nun açıklamalarını teessürle karşıladım. Atatürk'e mareşallik rütbesini veren TBMM'dir. Teknoloji çağında, cemaat liderinin sakalını öpmek, muazzez dinimizle alakası olmayan hurafelerdir. Bu zihniyeti esefle karşılıyor ve kınıyorum. Tüm bunlara rağmen Atatürk ilke ve devrimleri sonuna kadar yaşatılacaktır."
Baykal: Gerçek yüzleri çıkıyor
CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "Demokratik rejim ile bir sorununuz yok. Bu tartışmalar yapay olarak çıkartılıyor" sözlerine, "Yaşanan son gelişmeler rejim tartışmalarını yapay olmadığını ortaya çıkardı" yanıtı verdi.
Baykal, basın mensuplarıyla sohbet toplantısında, seçimden hemen sonra Erdoğan'a yaptığı ziyarette, "Rejimi tartışmayın" diye uyardığını ve Erdoğan'ın da "Merak etmeyin siz.
Rejim tartışması olmaz" dediğini hatırlatarak, "Bir yıl sonra geldiğimiz noktaya bakın. Rejim tartışmaya açıldı. AKP gerçek yüzünü ortaya çıkardı" dedi. "Türkiye'nin huzuru bozulmaya başladı. Bunlar ne yapmak istiyorlar Allahaşkına?" diye soran Baykal, Türkiye'nin yanlış tartışmaların içine çekildiğini, anlamsız sürtüşmelerle tahrik edildiğini söyledi.
>'Tartışma yapay değil'>
Baykal, son günlerde ortaya çıkan, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın da katıldığı rejim tartışmalarının 'yapay' olmadığını savunarak, "Ciddi bir manzara var, bunun çok iyi anlaşılması lazım. Cumhuriyet'i dinselleştirmekten kimsenin eline bir şey geçmez. Bunları gerçekleştirmek için iktidara geldiysen çık bunu açıkça söyle. 'Ben bunları yavaş yavaş yediririm' diyorsan yok kardeşim, yediremezsin" diye konuştu. İktidar partisinin rejim konusunu bilerek ve isteyerek tartışmaya açtığını iddia eden Baykal, "Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in düşüncesi ve uygulamaları, Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu'nun Atatürk'ün TBMM'deki mareşal üniformalı fotoğrafıyla ilgili açıklamaları, Merkezi yönetimin yetkilerinin yerel yönetime verilmesi çalışmaları... Acaba bunlar bir tesadüf mü? Bunlar Türkiye'nin huzurunu bozacak açıklama ve uygulamalardır. Konunun tevil götürecek tarafı yok" dedi.
Baykal, Erdoğan'ın müşteşarlığa "Cumhuriyet, laiklik ve milliyetçilik dinselleşmelidir' diyen birini atadığına ve "Gel kardeşim sen bunları söylüyordun, şimdi uygula" dediğini ileri sürdü. Toplumun bu gelişmelere tepki göstermesi, reflekslerinin çalışması gerektiğini ifade eden Baykal, "Türkiye bunları içine sindirir hale gelirse esas o zaman sorun çıkar" diye konuştu.
Baykal, basın mensuplarıyla sohbet toplantısında, seçimden hemen sonra Erdoğan'a yaptığı ziyarette, "Rejimi tartışmayın" diye uyardığını ve Erdoğan'ın da "Merak etmeyin siz.
Rejim tartışması olmaz" dediğini hatırlatarak, "Bir yıl sonra geldiğimiz noktaya bakın. Rejim tartışmaya açıldı. AKP gerçek yüzünü ortaya çıkardı" dedi. "Türkiye'nin huzuru bozulmaya başladı. Bunlar ne yapmak istiyorlar Allahaşkına?" diye soran Baykal, Türkiye'nin yanlış tartışmaların içine çekildiğini, anlamsız sürtüşmelerle tahrik edildiğini söyledi.
>'Tartışma yapay değil'>
Baykal, son günlerde ortaya çıkan, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın da katıldığı rejim tartışmalarının 'yapay' olmadığını savunarak, "Ciddi bir manzara var, bunun çok iyi anlaşılması lazım. Cumhuriyet'i dinselleştirmekten kimsenin eline bir şey geçmez. Bunları gerçekleştirmek için iktidara geldiysen çık bunu açıkça söyle. 'Ben bunları yavaş yavaş yediririm' diyorsan yok kardeşim, yediremezsin" diye konuştu. İktidar partisinin rejim konusunu bilerek ve isteyerek tartışmaya açtığını iddia eden Baykal, "Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in düşüncesi ve uygulamaları, Adıyaman Milletvekili Hüsrev Kutlu'nun Atatürk'ün TBMM'deki mareşal üniformalı fotoğrafıyla ilgili açıklamaları, Merkezi yönetimin yetkilerinin yerel yönetime verilmesi çalışmaları... Acaba bunlar bir tesadüf mü? Bunlar Türkiye'nin huzurunu bozacak açıklama ve uygulamalardır. Konunun tevil götürecek tarafı yok" dedi.
Baykal, Erdoğan'ın müşteşarlığa "Cumhuriyet, laiklik ve milliyetçilik dinselleşmelidir' diyen birini atadığına ve "Gel kardeşim sen bunları söylüyordun, şimdi uygula" dediğini ileri sürdü. Toplumun bu gelişmelere tepki göstermesi, reflekslerinin çalışması gerektiğini ifade eden Baykal, "Türkiye bunları içine sindirir hale gelirse esas o zaman sorun çıkar" diye konuştu.
AKP'li İnal: Biz rahatsız değiliz
AKP'nin Grup Disiplin Kurulu üyelerinden Ahmet İnal, Hüsrev Kutlu ile ilgili olarak Disiplin Kurulu'nu gerektirecek bir durum olup olmadığına Genel Merkez'in karar vereceğini belirterek, "Disiplin Kurulu'na getirecek bir durum varsa savunması alınır, gereken karar verilir" dedi. İnal, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu: "Kutlu, hukukçu bir arkadaşımız ve konuları nasıl konuşacağını bilen bir arkadaşımız. Kendisiyle henüz görüşmedim. Disiplini gerektirecek bir durum varsa Genel Merkez karar verir. Savunma kutsal bir haktır. Disiplin Kurulu'na geldiği zaman savunması alınır ve gereken karar verilir. Kutlu'nun partiden ihracını gerektirecek bir durum olup olmadığını bilmiyorum."
İnal, "Siz de aynı kulisi paylaşıyorsunuz. Siz Atatürk'ün mareşal üniformalı resminden rahatsızlık duyuyor musunuz?" sorusu üzerine de, "Hayır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Kurtuluş Savaşı'nın ender komutanı olan büyük devlet adamının posterlerinin her yerde bulunması bizi sevindirir, üzecek bir yanı yoktur" yanıtını verdi. İnal, Meclis'teki taburdan rahatsız olup olmadığı yönündeki bir soru üzerine de, "Askerlerimiz bizim çocuklarımız, yavrularımız. Bundan rahatsızlık duymamız mümkün değil" dedi.
İnal, "Siz de aynı kulisi paylaşıyorsunuz. Siz Atatürk'ün mareşal üniformalı resminden rahatsızlık duyuyor musunuz?" sorusu üzerine de, "Hayır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Kurtuluş Savaşı'nın ender komutanı olan büyük devlet adamının posterlerinin her yerde bulunması bizi sevindirir, üzecek bir yanı yoktur" yanıtını verdi. İnal, Meclis'teki taburdan rahatsız olup olmadığı yönündeki bir soru üzerine de, "Askerlerimiz bizim çocuklarımız, yavrularımız. Bundan rahatsızlık duymamız mümkün değil" dedi.
Kim korkar seçimlerden?
Irak'ın kurumları yeniden oluşturulmalı. Özellikle de polis, istihbarat ve ordu. Bu, ancak ulusal bir yönetim ve meşru bir siyasi süreçle mümkün.
Irak, savaşın 1 Mayıs'ta sona ermesinden bu yana, normalleşmeye ve kendi kendini yönetmeye doğru önemli adımlar attı. Iraklılar bugün ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, yerel düzeyde daha fazla yetkinin, daha iyi sağlık hizmetlerinin ve daha yüksek gelirin kefini yaşıyor.
Ülke ayrıca, üç önemli kilometre taşını da arkasında bıraktı. Aylar süren tartışmaların sonunda ABD denetimindeki Koalisyon Geçici Yönetimi (KGY), kendisini işgali sona erdirmeye ve Irak'ın egemenliğini haziran sonunda geçici bir ulusal meclise devretmeye adadı; ikincisi uluslararası bağışçılar Irak'ın yeniden inşası için 30 milyar dolar üzerinde yardımda bulundu; üçüncüsü Saddam tutuklandı ve iki oğlu da öldürüldü.
Şiddetin gölgesi
Ne var ki giderek tırmanan siyasi şiddet ve güvensiz ortam, bu ilerlemeye gölge düşürüyor. Ancak Sünnileri de içine alacak bir siyasi süreç, Sünni aşiretleri giderek tırmanan ayaklanmanın içinden çekip, Irak'ın geleceğine dahil edebilir. Bu arada Irak'ın kurumlarını yeniden oluşturması gerekiyor.
Özellikle de polis, istihbarat ve orduyu. Bu da ancak ulusal bir yönetim ve meşru bir siyasi süreçle mümkün.
KGY, asiler yeni düzeni bozmayı başaramadan hizmetleri yeniden devreye sokabilmek ve Iraklıların güvenini kazanmak için, kıyasıya bir mücadeleye girdi. Kasım ayında KGY, işgali 30 Haziran'da bitirme kararı alarak Irak Geçici Hükümet Konseyi'ne geçiş sürecinin detayları üzerinde çalışma yetkisi verdi.
KGY Irak'ın 18 vilayetinden vekiller seçerek geçici bir ulusal meclis oluşturmak istiyor ve hükümet konseyini, yerel seçim kurulları üyelerini seçecek komiteleri oluşturmak üzere yetkilendirdi. Kasım ayındaki anlaşmaya göre, geçici Irak ulusal meclisine vekil seçecek olan kişiler, bu üyeler olacak. Bu meclis, 30 Haziran'da geçici yönetim seçilene dek Irak'ın egemenliğini eline alacak. Ardından geçiş sürecinin ikinci aşaması geliyor: bu geçici yönetim 18 ay boyunca, anayasal bir meclis kurma ve 2005 yılı sonunda ulusal seçimleri yapma gibi görevlerin yanı sıra, tüm gündelik sorumlulukları üstlenecek.
Başarının sırrı
Gelgelelim kasım planı ancak, ülkenin ana cemaatleri olan Şiiler, Kürtler ve Sünnileri, başarılı bir geçişten üçünün de çıkar sağlayacağı bir konuma getirebilirse başarılı olacak. İkincisi, planın başarılı olabilmesi için, hükümet konseyinin seçimin sonucunu önceden belirlemesine izin vermemesi gerekiyor. Paul Bremer'in danışman atadığı konsey üyeleri, Saddam sonrası Irak'ta hızla ortak konumuna gelerek, Irak'ın bakanlıkları, kanunları, istihbarat ve güvenliği üzerinde söz sahibi oldular. Hükümet konseyinin şu anda kendi kendisini oylamayla iktidardan düşürmesi ise, söz konusu olamaz. Kasım planı konseyi, geçişi tasarlama ve vilayetlerdeki seçim kurullarında delegeleri veto etmesi için yetkilendirdi. Ne var ki serbest seçimler yapılsa seçilemeyecek olan konsey üyeleri, kendi siyasi kariyerlerinin devam edebilmesi için bu süreci manipüle edebilir.
İktidar devrinin halk tarafından kabul edilmesi, bu sürecin yabancıların kontrolünden ne derece bağımsız olarak algılandığına bağlı. Şu anda Iraklılar bunu, sonucu ABD tarafından önceden belirlenmiş bir plan olarak görüyor. Kapıyı tutan konsey üyeleri, KGY tarafından atandı. Bu itiraz, çoğunluğu oluşturan Şiilerin ruhani lideri büyük Ayetullah Ali Sistani tarafından da açıkça dile getirilmişti. Sistani'nin doğrudan seçim çağrısı, Iraklıların çoğunun görüşünü ifade ediyor. Ayetullah, Irak'ta egemenlik hakkının sadece seçilmiş vekillerin elinde olmasını ve ABD'nin ister doğrudan ister dolaylı yoldan olsun, siyasi geçiş sürecine hiçbir şekilde müdahale etmemesini savunuyor.
BM'nin tam zamanı
Geçici ulusal meclis delegelerinin doğrudan seçimlerinin BM gözetimi altında yapılması, bir alternatif oluşturabilir. Ayetullah, BM'ye hakemlik yapma ve alternatifler getirme çağrısında da bulundu. Uluslararası toplumun, özellikle BM'nin devreye girerek geçiş sürecini yönetmesinin tam zamanı.
Seçimlerin 30 Haziran tarihinde yapılması yönündeki öneri, üç nedenle reddediliyor: seçmenleri kaydetmeye yetecek vakit yok; şiddet tehdidi var ve seçim aceleye getirildiği takdirde, eski rejimin liderleri, militanlar ve dini aşırılık yanlılarının iktidara gelme riski bulunuyor.
Aceleye gelse de seçim
Ancak aceleye getirilse ve kusurları olsa da doğrudan seçimler Irak'a, kasım planından daha meşru ve temsili bir geçiş meclisi verecektir. Çeşitli önlemler bir araya getirilerek -silinmez mürekkep ve seçmen kartları gibi oylama işlemi kontrol altına alınabilir. 1992'de Irak'ın üç Kürt vilayeti, bugün Irak'ın içinde bulunduğundan çok daha kötü koşullarda seçim düzenlemeyi başarabilmişti. Seçimler sayesinde Iraklılar liderlerinin
zihniyetini, silah ve dış destek peşinde koşmak yerine, oy sandığında seçmenlerin desteğini aramaya yöneltecek.
(DR. LAIT KUBBA: Irak Ulusal Grubu Başkanı ve Irak Ulusal Kongresi üyesi, 2 Ocak 2004)
Irak, savaşın 1 Mayıs'ta sona ermesinden bu yana, normalleşmeye ve kendi kendini yönetmeye doğru önemli adımlar attı. Iraklılar bugün ifade ve örgütlenme özgürlüğünün, yerel düzeyde daha fazla yetkinin, daha iyi sağlık hizmetlerinin ve daha yüksek gelirin kefini yaşıyor.
Ülke ayrıca, üç önemli kilometre taşını da arkasında bıraktı. Aylar süren tartışmaların sonunda ABD denetimindeki Koalisyon Geçici Yönetimi (KGY), kendisini işgali sona erdirmeye ve Irak'ın egemenliğini haziran sonunda geçici bir ulusal meclise devretmeye adadı; ikincisi uluslararası bağışçılar Irak'ın yeniden inşası için 30 milyar dolar üzerinde yardımda bulundu; üçüncüsü Saddam tutuklandı ve iki oğlu da öldürüldü.
Şiddetin gölgesi
Ne var ki giderek tırmanan siyasi şiddet ve güvensiz ortam, bu ilerlemeye gölge düşürüyor. Ancak Sünnileri de içine alacak bir siyasi süreç, Sünni aşiretleri giderek tırmanan ayaklanmanın içinden çekip, Irak'ın geleceğine dahil edebilir. Bu arada Irak'ın kurumlarını yeniden oluşturması gerekiyor.
Özellikle de polis, istihbarat ve orduyu. Bu da ancak ulusal bir yönetim ve meşru bir siyasi süreçle mümkün.
KGY, asiler yeni düzeni bozmayı başaramadan hizmetleri yeniden devreye sokabilmek ve Iraklıların güvenini kazanmak için, kıyasıya bir mücadeleye girdi. Kasım ayında KGY, işgali 30 Haziran'da bitirme kararı alarak Irak Geçici Hükümet Konseyi'ne geçiş sürecinin detayları üzerinde çalışma yetkisi verdi.
KGY Irak'ın 18 vilayetinden vekiller seçerek geçici bir ulusal meclis oluşturmak istiyor ve hükümet konseyini, yerel seçim kurulları üyelerini seçecek komiteleri oluşturmak üzere yetkilendirdi. Kasım ayındaki anlaşmaya göre, geçici Irak ulusal meclisine vekil seçecek olan kişiler, bu üyeler olacak. Bu meclis, 30 Haziran'da geçici yönetim seçilene dek Irak'ın egemenliğini eline alacak. Ardından geçiş sürecinin ikinci aşaması geliyor: bu geçici yönetim 18 ay boyunca, anayasal bir meclis kurma ve 2005 yılı sonunda ulusal seçimleri yapma gibi görevlerin yanı sıra, tüm gündelik sorumlulukları üstlenecek.
Başarının sırrı
Gelgelelim kasım planı ancak, ülkenin ana cemaatleri olan Şiiler, Kürtler ve Sünnileri, başarılı bir geçişten üçünün de çıkar sağlayacağı bir konuma getirebilirse başarılı olacak. İkincisi, planın başarılı olabilmesi için, hükümet konseyinin seçimin sonucunu önceden belirlemesine izin vermemesi gerekiyor. Paul Bremer'in danışman atadığı konsey üyeleri, Saddam sonrası Irak'ta hızla ortak konumuna gelerek, Irak'ın bakanlıkları, kanunları, istihbarat ve güvenliği üzerinde söz sahibi oldular. Hükümet konseyinin şu anda kendi kendisini oylamayla iktidardan düşürmesi ise, söz konusu olamaz. Kasım planı konseyi, geçişi tasarlama ve vilayetlerdeki seçim kurullarında delegeleri veto etmesi için yetkilendirdi. Ne var ki serbest seçimler yapılsa seçilemeyecek olan konsey üyeleri, kendi siyasi kariyerlerinin devam edebilmesi için bu süreci manipüle edebilir.
İktidar devrinin halk tarafından kabul edilmesi, bu sürecin yabancıların kontrolünden ne derece bağımsız olarak algılandığına bağlı. Şu anda Iraklılar bunu, sonucu ABD tarafından önceden belirlenmiş bir plan olarak görüyor. Kapıyı tutan konsey üyeleri, KGY tarafından atandı. Bu itiraz, çoğunluğu oluşturan Şiilerin ruhani lideri büyük Ayetullah Ali Sistani tarafından da açıkça dile getirilmişti. Sistani'nin doğrudan seçim çağrısı, Iraklıların çoğunun görüşünü ifade ediyor. Ayetullah, Irak'ta egemenlik hakkının sadece seçilmiş vekillerin elinde olmasını ve ABD'nin ister doğrudan ister dolaylı yoldan olsun, siyasi geçiş sürecine hiçbir şekilde müdahale etmemesini savunuyor.
BM'nin tam zamanı
Geçici ulusal meclis delegelerinin doğrudan seçimlerinin BM gözetimi altında yapılması, bir alternatif oluşturabilir. Ayetullah, BM'ye hakemlik yapma ve alternatifler getirme çağrısında da bulundu. Uluslararası toplumun, özellikle BM'nin devreye girerek geçiş sürecini yönetmesinin tam zamanı.
Seçimlerin 30 Haziran tarihinde yapılması yönündeki öneri, üç nedenle reddediliyor: seçmenleri kaydetmeye yetecek vakit yok; şiddet tehdidi var ve seçim aceleye getirildiği takdirde, eski rejimin liderleri, militanlar ve dini aşırılık yanlılarının iktidara gelme riski bulunuyor.
Aceleye gelse de seçim
Ancak aceleye getirilse ve kusurları olsa da doğrudan seçimler Irak'a, kasım planından daha meşru ve temsili bir geçiş meclisi verecektir. Çeşitli önlemler bir araya getirilerek -silinmez mürekkep ve seçmen kartları gibi oylama işlemi kontrol altına alınabilir. 1992'de Irak'ın üç Kürt vilayeti, bugün Irak'ın içinde bulunduğundan çok daha kötü koşullarda seçim düzenlemeyi başarabilmişti. Seçimler sayesinde Iraklılar liderlerinin
zihniyetini, silah ve dış destek peşinde koşmak yerine, oy sandığında seçmenlerin desteğini aramaya yöneltecek.
(DR. LAIT KUBBA: Irak Ulusal Grubu Başkanı ve Irak Ulusal Kongresi üyesi, 2 Ocak 2004)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)