11 Eylül 2009 Cuma

Adalet bir hurafeden ibaret

Saddam'ın hikâyesi, meşruluklarını büyük diktatör ABD'den alan küçük diktatörlerinkiyle aynı. ABD önce onları üretiyor, sonra öldürüyor.

İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde Hitler vasiyetini yazdırmış ve ardından tüm samimiyetiyle ölümü karşılayan Titu kabileleri usulüyle tek tek Nazi partisi yoldaşlarıyla vedalaşarak selamlaşmış, âşığı Eva ile evlenip hayatında ilk kez koca olmuştu.
Eşinin elini tutarak saatlerce baş başa kalmış ve sonrasında zehir taneleriyle birlikte tabancasını eşine sunmuştu.
Eva, silahı başına dayama gücünü gösterememiş ve zehir yutmakla yetinmişti. Hitler ise hayatına zehir ve silahla intihar ederek son vermişti. Tüm bunlar olurken Hitler'in gizlendiği danışma odasından yüz metre ileride komünistlere karşı direniş sürmekteydi. Hitler'in son vasiyeti kendisine ait hiçbir eserin kalmamasıydı. Hitler'in ve eşinin üzerine benzin döküldü ve her ikisi de duman dalgaları oluverdiler.
Oysa sonradan Hitler'in bir süre gizlendiği ve etrafta direnişi yönettiğine dair şaiyalar yayılmıştı. Fakat Hitler ortaya çıkmadı. Zenginlikleri ise işgalciler için ganimet oldu. Geriye kalan binlerce külçe altınını ise define avcıları halen aramaktalar. Bu hikâye Hitler'in, Nazilerin ve Saddam'ın sonunu gösteriyor ancak her despot rejim aynı yolla mı sona ermekte? Farz edelim Saddam yargılanıp idam edilsin. Yahut Kral Faruk, kazığa oturtulmuş, Stalin'in ise başı satırlarla kesilmiş olsun. Acaba bu, Muhammed Bakır Es-Sadr'ın öldürülmesine veya 800 bin Ukraynalının idama gönderilmesine eşdeğer olur mu? Ortada çöl zindanlarında korumasız bin siyasi mahkûmu bir gecede idam eden yöneticiler var çünkü.
Büyük İskender denizde bozgunculuk eden korsanı yakaladığı gün onu paylamaya başlayarak 'Sen insanları korkuttun' deyince korsan, 'Ben küçük bir gemiyle saldırılar düzenliyorum adım korsan oluyor. Sen bütün denizleri ve insanları büyük bir donanmayla soyarsın adın imparator oluyor. İşte seninle benim aramdaki fark bu' şeklinde karşılık vermişti. Saddam ile yeni Roma'nın hikâyesi de böyle. Meşruluklarını büyük diktatör ABD'den alan küçük diktatörlerin hikâyesi bu...
ABD onları üretiyor ve sonra aynı gerekçeyle öldürüyor. Irak Baas partisi yönetime Amerikan treniyle geldi ve şimdi ABD onu demokrasi getireceği iddiasıyla defnediyor. Arap ülkesindeki demokrasi Aristo'nun dediği gibi 'democracy' değil 'mobocracy' yani yığınların yönetimidir. Saddam'ı ABD üretti ve İran-Irak savaşında Kisinger'in en büyük üzüntüsü iki taraftan birinin galip çıkacak olmasıydı. Oysa o her ikisinden geriye hiçbir şey kalmamasını diliyordu. 2003 baharında Bağdat'ı dehşetle çarpan Rumsfeld, seksenli yıllardaki İran savaşında Saddam'ın yanındaydı. Bush'a Saddam'ı yakaladığı için kutlama mesajı gönderen Chirac, bir zamanlar Saddam'ın dostuydu. Bir millet geleceğini belirleme gücünü kaybedince komplocular için ganimet oluveriyor. Akbabalar leşlerin üzerinde uçarlar. Tıpkı ABD akbabalarının Irak cesetleri üzerinde uçtuğu gibi.
Bugün Araplar hezeyan ve sayıklama halinde, 'kanımız ve canımız sana feda olsun ey kafataslarının babası' diye çığlık atmaktalar. İnsanlar sıradan şeylerde ayrılıklara düştükleri gibi Saddam'la ilgili ihtilafa düşmemekteler kesinlikle. Bu adam tıpkı Atilla ve Timurlenk'in yaptığı gibi herhangi bir özelliğiyle tarihte adını ölümsüzleştirdi. Tarihin çöplüğüne gitse de onun Arap dünyasında birçok benzeri var. Saddam toplu mezarlar inşa etmekle ünlenmiştir ancak diğerleri toplu katliamlarla onu geride bırakmakta. İçlerinden bazıları bir kentin nüfusunun yarısını silip süpürmekte ve otuz bin kişiyi kabirlere gönderebilmektedir. Fakat tek bir şey söylemeye cesaret edecek kimsecikler yok ortada. İmparatoru öfkelendirdiği için bugün Saddam'ın kanı helal çünkü.
Bu yeryüzü adaletinin komedisi, Saddam ise bu komedi oyununda küçük bir aktör sadece. Doğal olarak Saddam bugün Naziler gibi idama hazır. Fakat Saddam, Abdunasır veya Hitler galip çıksaydı bugün kalabalıklar onlara boyun eğer ve ortada fısıltılardan başka bir şey duyulmazdı. Costave Lobone 'Kalabalıkların Psikoloji' adlı kitabında bireyin tek başına iken eleştiri yapma gücüne sahip, bağımsız ve akıllı düşünebildiğini ancak kalabalıklar arasına karıştığı vakit bağımsızlığını kaybettiğini ve eleştirel yönünün öldüğünü dile getiriyor. Ayakkabıyı Saddam'ın heykelinin ağzına tokuşturan bu kalabalıklar onun için bir zamanlar dans ediyor, ayaklarını öpüyorlardı. İnsan aklının komedisi işte bu.
Despotların sonu farklı oluyor. Saddam ümitsiz bir fare gibi kirli bir çukurdan kurtarıldı. Mussolini kuzular gibi çıplak vaziyette ayaklarından asıldı. Çavuşesku idam edildi. Bununla birlikte bütün despotların sonu bu şekilde bitmemekte. Toruman iki kenti yerle bir etti ve demokratik bir başkan olarak öldü. Franko, rakipleri olan siyasi tutukluları kendisi için Madrit'te bir anıt inşa etmeye mecbur bıraktı. Abdunasır'ın cenazesinde bundan üç bin yıl önce ikinci Bibi'nin cenazesinde yürüyenlerden kat kat fazla Mısırlı yürüdü. Haccac, cezaevlerinde otuz binden fazla insan bulundururken saltanatının en parlak döneminde öldü. Yani dünyanın adaleti sadece bir komedi. Saddam'ın sonu ile birlikte insanlık komedisi zirveye ulaştı. Saddam ve benzerlerine ne yapılırsa yapılsın milyonlarca kurbanın hayatını geri getirmeyecektir. Hayat çok trajedik gerçekten ve dünyanın adaleti ise sadece bir hurafeden ibaret.
(Londra'da yayımlanan Şark ül Evsat gazetesi, Suriyeli yazar, 26 Aralık 2003)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 

kültür üniversitesi